Bilal KÖSRECİ

Bilal KÖSRECİ

Gazeteci - Yazar

Belki de

27 Haziran 2019 - 15:46

Seçmen sana oy verir seni seçer ise; “biz hizmet ettik, seçmen bize güvendi ve bizi seçti.” Derler.

Doğru mu?  

Doğru

 Ancak, seçmen başkasına oy verdiğinde; 

“Biz yeteri kadar hizmet edemedik, seçmen bize güvenmedi” Diyemezler. 
Peki ya ne derler?

Çaldılar derler, terör örgütü PKK ile işbirliği yaptılar derler, topal ördek derler, aynı zarfın içindeki 4 pusuladan 1 tanesi sahte derler, seçim yenilenmeli derler…

Ve seçim yenilenir.

Sen %54 oy aldığında aynı terör örgütü PKK’nın adı geçmez, ne hikmetse aynı oyu başka biri alınca bütün teröristler birlik olup rakibine oy vermiş olur.

Bu varsayımın gerçek olduğunu kabul edersek;

Yani,sen kazandığında,terörist kesim sana oy vermemiş olsun.Rakibin kazandığında da aynı terörist kesim rakibine, oy vermiş olsun.

O halde; ya bu ülkede terörist sayısı artmıştır ki, bunun sorumlusu malum hükümet ve yetkilileridir ya da seçmeninde ciddi oranda kayma vardır ki, bu da zaten,hükümet ve yetkililerinin sorumluluğundadır.

Madem seçimin kaderini teröristler belirledi İstanbul’da Sizin terörist PKK’lı dediğiniz seçmen bu ülkede oy kullanabiliyor ise zaten ciddi bir güvenlik sorurunu var demektir.

Devletin üstünde bir güç mü var? Atın hepsini içeri.

 İçişleri Bakanı kimin seçilmesi gerektiğiyle değil de bu terör örgütü PKK ile ilgilenseydi zaten sorunumuz kalmazdı.

   TRT’de canlı yayına çıkan, Ergenekon ve Balyoz davalarında “gizli tanık” olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kumpas kuran Abdullah Öcalan soysuzunun,soysuz kardeşi Osman Öcalan’ın kırmızı bültenle arandığını normal vatandaşın bilip, hükümetin bilmemesi de apayrı bir konu.

Kısacası;Herkes işini yapsaydı belki kazanırdınız İstanbul’u.

Mesela;

 İçişleri Bakanı, seçimin güvenliğini sağlasaydı,bir parti sözcüsü gibi değil de İçişleri Bakanı gibi davransaydı,

Cumhurbaşkanı, halk kimi seçerse seçsin,ben bu ülkenin Cumhurbaşkanıyım;  İstanbul bizim ve biz İstanbul için gerekeni yapmaya hazırız deseydi,

Aday  Binali Yıldırım, çaldılar demek yerine, projelerini anlatsaydı,

MHP Lideri Devlet Bahçeli, bizim adayımız bile yok o yüzden ben ne diyebilirim ki? Diye sorsaydı kendine,

Belediye çalışanları, biz ekmeğimizin peşindeyiz kim gelirse gelsin biz alnımızın teriyle çalışıp hizmet etmeye devam edeceğiz deselerdi,

Sivil toplum örgütleri ve işadamları, ekonomideki gidişat gibi daha önemli sorunlarımız var seçimin sonuçlanmasını bekliyoruz deselerdi,

Sanatçılarımız, bizi her kesim dinliyor bu yüzden büyük laf edip İstanbul u terk etmek zorunda kalmayım deselerdi..

Kısacası işi ehline, yani seçmen ve adaylara bıraksalardı, işte o zaman kazanabilirlerdi belki

Zaten hiç kimsenin idrak edemediği ve aslında sorulması gereken soru şu olmalı; 

Kim seçilirse seçilsin “kanuna aykırı işler yapılacak mı ve bu aykırı durumları denetleyecek bir medya organı var mı?

Şayet bu sorunun cevabı “evet” ise başkanlık koltuğunda oturanın A ya da B olmasının bir önemi yok.
Ama, cevap “hayır” ise işte o zaman korkmak gerekir.

Peki ya, “hayır” cevabının sorumlusu kimdir?  

İşi olan olmayan herkes müdahil olunca, kaybedilen, aslında belediyenin basit bir başkanlık koltuğu değil mi diye düşündürüyor insanı.

  Terör örgütü PKK’nın sözde liderleri bile, genelde seçimden önce ve herkesin izleyip dağıtabileceği bir video ile kandilden açıklama yapıyor.

Ne diyor bu soysuzlar; “AKP’ye oy vermeyin” 

Hal böyle olunca; kararsız seçmen de doğal olarak,terör örgütü PKK ile aynı şeyi yapmamak için AKP’ye oy veriyor. Çünkü,mantık dediğimiz mekanizma bunu doğru kabul ediyor tıpkı,”düşmanımın düşmanı dostumdur”gibi.

Ancak bir de benim gibi normal olmayanlar var,kendine şu soruyu soran;

Bayram değil seyran değil eniştem beni neden öptü?

Ya, oy verelim diye konuşuyorsa bu soysuz!

Çünkü geçmişe bakacak olursak terör örgütü PKK 17 yılda tahmin bile edemeyeceği bir konuma geldi.
Mesela;

1 Eylül 1999 yılında,şartsız-koşulsuz silah bırakan terör örgütü PKK,1 Haziran 2004 tarihinde tekrar hortladı.

20 Mart 2003’te başlayan işgal süreci ve Irak’ın kuzeyinde kurulan Kürdistan

19 Ekim 2009 Habur Sınır Kapısı’ndan giriş yapan, PKK’lı terörist hainlerin, davul zurna eşliğinde, çadır mahkemelerinde yargılanıp, serbest bırakılmaları.

Aynı yıl, terör örgütü PKK ile mücadele eden, dağlarda vuruşan komutanların tamamına yakını ile muhalif siviller, gazeteciler, yazarlar… Ergenekon, Balyoz gibi tantanalarla içeri alınmaları.
 
2015 yılında başlayıp 2016’da devam eden Hendek dönemi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, operasyon izinlerine Valiler tarafından verilen “red cevapları”

Anadilde eğitim,Kürtçe yayın yapan  televizyon,Andımız’ın kaldırılması,Ne Mutlu Türküm Diyene ve T.C. ibarelerinin kaldırılması gibi.

Fetö terör örgütüne hiç girmiyorum bile…

Bilal KÖSRECİ
Gazeteci-Yazar

Bu yazı 342 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 3 Yorum
  • Gülşah
    3 ay önce
    Çok güzel sade bir dille herkesin anlayabileceği şekilde yazıya dökmüşşünüz herşeyi. Sizin gibi yazarlara ihtiyacı var bu ülkenin. :)
  • Adsız Adam
    3 ay önce
    O kadar güzel özetlemişsiniz ki Sayın Bilal Kösreci. Kaleminiz dert görmesin.
  • fatih
    3 ay önce
    medyanın senin gibi adamlara ihtiyacı var terörden daha tehlikelisi sahtekar medyacılar yani medya terörü bunuda başka bir zaman kaleme alırsın umarım.