Medyanın Orta Oyunu
Bilal KÖSRECİ

Bilal KÖSRECİ

Gazeteci - Yazar

Medyanın Orta Oyunu

25 Mayıs 2019 - 22:59

Bana düşmez belki yargılamak ama tabloidleşiyorsunuz arkadaşlar. Büyük resimlerle, büyük puntolarda bir başlık gerisi kopyala-yapıştır al sana haber bir de kendi ideolojini benimsetmeye çalıştığın köşen varsa, tamamdır bu iş. Her gün tekrar edilen cinayet, tecavüz, şehit haberleri o kadar basite indirgendi ki dilinizde, korkarım artık sıradan bir olay gibi algılanmakta. Hatırlayın çözüm süreci saçmalığı döneminde, sözde Kürdistan paçavrasını kırmızı, sarı ve yeşil renkleri dekorlarımıza, kıyafetlerimize ve hayatın her alanına o kadar çok yerleştirilmişti ki! Kürdistan, Anadil, Türkiye Halkı, özerklik, başkanlık, yerel yönetim gibi kelimeleri o kadar çok duyduk ve okuduk ki;
 
‘’Türkiye'yi temsilen ABD'de düzenlenen Dünya Müzik Festivali'ne davet edilen Diyarbakır Yenişehir Belediyesi Çocuk Korosu, festivalde sözde Kürdistan bayrakları ile PKK'nın da kullandığı marşı seslendirdi.’’ Bu başlıktaki bir haber artık ilgimizi çekmez oldu. Amerika’nın böyle bir rezilliğe izin vermesi ise hiç gündeme getirilmedi. Sebep? Çünkü biz Amerika’nın sözde müttefikiyiz değil mi?

İnceden inceye verilen mesajlar, insanların bilinç altı operasyonları, ülke olarak gelişmemizi istemeyen içerdeki ve dışarıdaki  kapitalizm yanlıları, hayatımızı kolaylaştıran ancak zararlarından hiç söz edilmeyen ürünler, kültürümüzde olmayan bir çok şeyi kültürümüz gibi gösterilme çabaları. En acı olanı ise gerçekleri biz topluma ulaştırmak yerine, onlara alet olan çıkar, ilişkilerine dayalı bir medya...

Güçlü ülkeler diye yazmak istemiyorum, çünkü bana göre güçlü ülkenin gücü senin güçsüzlüğünle doğru orantıda gelişen bir unsur. Sen güçlü olduğunu hissedersen doğru orantı ters orantıyla yer değiştirecektir bu yüzden güçlü olduğu imajını sergileyen ülkeler diye bahsetmek istiyorum, batı ülkelerinden. Ama şunu da belirtmek isterim “Batı bizi kıskanıyor” saçmalıklarına hiç girmeyelim lütfen.
 
Çıkarları doğrultusunda milyonlarca doları harcamaktan kaçınmadılar, yüzlerce yıl sonrasına yatırım yaptılar, dost ülkeler arasında savaşlar çıkardılar ve savaşan iki tarafa da silahlar sattılar, bizim coğrafyamızı kendi bakış açılarından bize anlattılar, Şiilerin nüfus olarak çoğunlukta olduğu Arap ülkelere Sünni yöneticiler getirdiler ayaklanmalara sebep oldular bunun adına da 'Arap Baharı' dediler, Saddam Hüseyin’i basının önünde idam edip tüm dünyaya izlettiler ama terörist başı apo yu teslim etme şartı olarak ülkemizde idamı kaldırdılar, Cezair de soykırım yaptılar sonra da sözde 'ermeni soykırımını inkar yasası' çıkardılar, görünürde insanımızı bilinçlendirme çalışmaları yapıp Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne en çok başvuran ülke konumuna getirerek utanç verici bir tablo çizdiler, Çanakkale’de omuz omuza çarpışan bu ülkenin evlatlarını sağ-sol, Sünni-Alevi, TÜRK-KÜRT diyerek birbirine kırdırdılar, terör örgütü PKK’ya en büyük para desteğini sağladılar ve onları yok etmemiz için günlüğü 1 milyon dolara insansız hava aracı kiraladılar ve aynı hava aracının çaresizce şehit olan askerlerimizi kaydetmesini de bize izlettirdiler, masa başında oturup cetvellerle haritalar çizdiler, olumsuzluklarını ört pas ettiler olumsuzluklarımızı gün yüzüne çıkartıp tüm dünyaya yaydılar. Peki tüm bu yaşananları bizler nasıl kabullendik? Nasıl sineye çektik? Cevap çıkarına ters düşmediği sürece zararlı da olsa dile getirmeyen medya kuruluşlarının varlığı olabilir mi?

Sorgulamalı insan, düşünmeli. Madem doğru bir ve tek, neden iki farklı medya kuruluşu iki uç noktada veriyor haberleri? Ya da daha can alıcı bir soru: Neden insanların düşünmesine fırsat vermez ki bir medya kuruluşu?

Bir zamanlar Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü Avrupa Birliği’ne davet edenler şimdilerde komik bahanelerle (kokoreç yasağı gibi) almamak için uğraşıyorlar. Onlar öyle yaptıkça biz de çok önemliymiş gibi, girebilmek için kendimizi parçalıyoruz, Eurovision şarkı yarışmasını bile o kadar önemsedik ki bir ara; TÜRKÇE şarkı okumak, ilkellikmiş gibi İngilizce şarkılara rağbet gösterdik (jürinin Türkçe bilmediğini yeni fark etmiş olabilirler)
 
Bu denli trajikomik olayları görememek ise insanımızın suçu değil elbette. Ana sebep; Açlık sınırı altında yaşamaya mahkum edilen insanların, kafasındaki yarın ne yiyeceğiz düşüncesinin, ülke nereye gidiyor düşüncesiyle yer değiştirememesi, diye düşünüyorum. Tabi birde narkoz medyası var. Bu gün ne giysem ya da ne yesem gibi TV programlarını ilgiyle izleyen ancak, bir yere gideceği zaman bir tane kıyafeti olduğu için, ne giyeceğini düşünmesine bile gerek kalmayan gençlerimiz var bu ülkede.
 
Avrupa’dan ithal yarışma programlarıyla yeteneklerimizi sergiledik, kimin kutusunda ne kadar var onları düşündük, Haritada yerini bulamayacağımız bir adada yaşam savaşı verdik, nefes almakta güçlük çeken yaşlı dedelerimiz ve ninelerimizin elektrik alamamalarını izledik evlendirme programlarında, internette, hangi ünlü frikik verdi en çok bunları aradık arama motorlarında, paskalya bayramını benimsedik, ülkelerinde yılbaşında Türkiye’ye gidelim diye bizimle alay eden (İngilizcede Turkey ‘hindi’ anlamındadır) toplumlara özendik ama araştırmadık her şeyi olduğu gibi kabullendik, burnumuzun dibinde Kürdistan devleti kuruldu ses çıkarmadık, Azerbaycan‘nın %20 si olan Karabağ işgal edilip 1.5 milyon insan öldürüldü biz duymadık, 1949 yılından beri Kızıl Çin tarafından işgal altında 24 milyondan fazla vatandaşımız Doğu Türkistan’da katledildi ve katlediliyor ama biz bilmiyoruz. Türk’e sen Uygursun, sen Kazaksın, sen Özbeksin, sen Kırgızsın, sen Azerisin dediler, saçmalamayın biz hepimiz Türk’üz dilimiz de Türkçe demedik. İşte tüm bunların sebebi Ulusal ve Uluslararası çıkarlar doğrultusunda işleyen medya.

Çalışmalar, ülkede kargaşalar çıkarma sonra parçalama ve yok etme modeli kapsamında. Güçlü olduğu imajını benimsetme çabasında olan ülkeler çıkarlarına ters düşen ülkeleri güç gösterisi yapabilecekleri denekler olarak görmekte ve adeta onları uçuruma itmektedir. Boşluk, kargaşa ve kaos yaratılan ülkelerde, kısa zamanda yer altı kaynaklarını sömürülür bu yetmiyormuş gibi yakıp yıktıkları şehirleri de yeniden yapacak “kendi inşaat şirketlerini” gönderirler. Bazı ülkeleri de sömürdükten sonra bu ülkelerin dünyaya açılabilmesine olanak sağlayacak tüm yolları kapatıp medya unsurunu kullanarak o ülkeleri karalama yoluna başvururlar. Peki neden hep haklı görünürler? Cevap çok basit, vicdansız bir medya topluluğu sayesinde, insanların “doğru olanı” düşünmesine fırsat vermezler.

Bu yazı 548 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum