ÇOCUK KALABİLSEYDİ YÜREKLER
Reklam
Reklam
Kaplumbağa Terbiyecisi

Kaplumbağa Terbiyecisi

Kablumbağa Terbiyecisi

ÇOCUK KALABİLSEYDİ YÜREKLER

22 Haziran 2019 - 09:01

Filmleri sezonunda izlememe konusunda takıntılıyım. Popüler olan her şey iğreti gelir bana kendimi bildim bileli. Popüler olanla ilgilenmeyerek kendimi bir nebze de olsa sürüden ayrı tutmak ruhuma iyi geliyor sanırım. Şimdi bu girizgaha neden gerek duyduğumu açıklayayım. Sezonundan epeyce zaman sonra izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum. Filmin adı: Ayla. Son dönemlerde yerli filmlerin yetersizliğinden yakınan gıcık izleyici kitlesinden biri olduğumu da itiraf ederek başlayayım meramımı anlatmaya. ( "Meram" çok sevdiğim eski kelimelerden biridir. Cümlenin gidişatından anlamı çıkaramayanlar arama motorlarına başvurabilir.) Hani bazen üretkenliğinizin dibe vurduğu anlar olur ya, sebepsiz bir atalet hali hücrelerinize nüfuz eder; İşte tam da öyle bir haldeydim birkaç gün önce ve yapılacak en iyi şey film izlemekti. Özellikle uzun zamandır izlemekten kaçındığım yerli filmlere bir göz atayım dedim ve başladım izlemeye. Kore Savaşı'na askerlerimizi gönderdiğimiz dönemler. Radyoların teknoloji harikası sayıldığı ve insanların teknolojinin esiri olmadığı, ellerin mektup yazmak için kalem tuttuğu samimiyetin kokusunu kameraların kadrajlarından bile koklayabildiğimiz yegane eski zamanlar...

Savaşa giden genç bir astsubay ve arkasında bıraktığı genç bir kızın sıcacık göz yaşları. Buraya kadar klasik bir aşk hikayesi izlenimi veren film, Kore'deki savaş sahneleriyle birlikte başka bir boyuta geçiyor birden. Gözü yaşlı sevgilisini ardında bırakan romantik adam, savaş alanında yüreği şefkat dolu bir babaya dönüşüyor. Baba olabilmek için biyolojik bir ön şartın  ille de gerekmediğini o kadar samimi bir şekilde hissettiriyor ki bana, göz yaşlarıma hakim olamıyorum. İnsanların acımasızca, son derece gereksiz dünyevi mazeretlerle birbirlerini katlettikleri bir ortamda dahi çocuk, çocukluğundan ödün vermiyor. Ailesini kaybetmenin acısını tarifsizce yaşadığı ve belki de bu dünyanın en şanssızlarından biri olduğunu en acı şekilde hissettiği zamanlarda bile hayata kocaman bir umut ipliğiyle sımsıkı tutunuyor. Dilini dahi anlamadığı koca yürekli bir adama sevgi diliyle sımsıkı sarılıyor ve evlat olmanın, baba olmanın kan bağını boşverin; ülke, ırk, dil, din bağı bile olmadan olabileceğini öyle güzel gösteriyor ki...

Savaşların buz gibi soğuk yüzlerinde sıcacık birer tebessüm gibi savaş çocukları... Keşke çocuk zamanlarına bir an olsun dönebilse taştan da katı zalim yürekler... Tam da şu anda dünyanın birçok yerinde yaşanan kanlı savaşlar yaşanır mıydı, masum canlara bu kadar kolay kıyılır mıydı o vakit? Kim bilir,  belki her şey güzel olurdu çocuk kalabilseydi yürekler...

Bu yazı 139 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum