Sınıfsız Toplum Paradoksu
Reklam
Kaplumbağa Terbiyecisi

Kaplumbağa Terbiyecisi

Kablumbağa Terbiyecisi

Sınıfsız Toplum Paradoksu

06 Temmuz 2019 - 23:43

Her konuda olduğu gibi sınıf konusu da yanlış anlaşıldı güzel ülkemde. Ya da çok doğru anlaşıldı da biz farkedemedik çünkü algılarımızın kapanması için gösterilen çaba hiç de küçümsenecek türden değildi. "Şimdi nereden çıktı bu konu?" diyenler olacaktır. Uzun uzun anlatıp da sizleri sıkmak değil amacım. Sadece birkaç noktaya değinmek istiyorum çünkü halk olarak bu kadar bilinçsizleştirilme saldırısına maruz bırakılmamızın haklı gerekçeleri var mı, varsa neler; bilmek ve bildirmek arzusundayım.

Öncelikle topraklarımızdaki sendikalaşma hareketinden iki önemli noktaya değinmek istiyorum. İlki şu; İmparatorluk döneminde bilinen ilk işçi hareketleri 1830'lu yıllardan sonra Trakya'da tarım işçilerinde görülüyor ve sonrasında İmparatorluk tarafından çıkartılan nizamnamelerle grev yapmak vatan hainliği ile eş değer görülerek, cezası ölüm oluyor. İkincisi de şu; Sanayileşme alanında ilk atılım 1930 sonrasında kurulan bazı fabrikalarla ve işletmelerle başlıyor. Fakat bu fabrikaların ve işletmelerin çoğu devlet eliyle kurulduğu için işçilerin sınıf temelinde birleşmeleri yasak olup, sendikaların kurulması da yasaklanıyor. Şimdi bu iki önemli nokta şunu gösteriyor ki; biz hiçbir dönemde sınıfsız bir toplum olmadık ve en büyük yanılgımız da kendi hayal dünyamızda oluşturduğumuz hayali sınıflarımız oldu. Uzun yıllar boyunca Osmanlı torunu olduğumuzu iddia ettik ve bu iddiamıza öylesine inandık ki tarihte yapılan haksızlıkları hiç göremedik. Bu da yetmiyormuş gibi görenleri de vatan haini ilan ettik. Ecdada saygıyla, ecdada tapınmayı karıştırdık.

Kemikleşmiş bir yönetici sınıfın, yönettiği sınıfa layık gördüğü hayatı irdelemekten kaçındık her daim binimum bahanelerle. Kimi zaman toplumsal örf ve ananelere, çoğu zaman da dinleştirdiğimiz hurafelere sığındık. Çünkü böylesi kolay geldi bize. Düşünen ve üreten bir akıl olamadığımız gibi inanan ve vicdanını duyan bir kalp de olamadık. Fikir üreten ve vicdanına kulak veren canlılar olabilseydik her şey çok farklı olabilirdi elbet. Neler olurdu diye uzun uzun hikayeler anlatmaya zaman yok lakin düşünmek ve akletmek için halen zaman var. Dinleştirdiğimiz hurafelerden arınmak için "Kur'an-ı Kerim" var. Toz konduramadığımız örf ve ananeleri sorgulamak için de Yüce Yaradan'ın kullanmamız için verdiği beynimiz var. Bu son iki şeyi deneyimlediğinizde bakın hele neler değişiyor hayatınızda...

Bu yazı 248 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum