Suçu mu yok etmeli, suçluyu mu?
Kaplumbağa Terbiyecisi

Kaplumbağa Terbiyecisi

Kablumbağa Terbiyecisi

Suçu mu yok etmeli, suçluyu mu?

21 Eylül 2019 - 12:52

Cinsel istismar konusu ve suçluların gerektiği gibi cezalandırılmadığı düşüncesi toplumun kanayan yarası uzunca bir süredir. Toplumdaki huzur ve güven ortamını ciddi anlamda zedeleyen büyük bir tedirginlik hakim zihinlerde. "Eskiden ... " diye devam eden cümleleler kuruluyor sürekli huzur ve güven ortamına dair. İnsanın aklına şu soru takılıyor bazen, "Eskiden yok muydu bu tür vakalar?" Elbette vardı ama bu derece gündem olabilecek hızlı bir iletişim ağı ve çok çeşitli yayın organları yoktu. Dolayısıyla insanlar da nadiren duydukları bu tür haberleri "... dan dolayı olmuştur ve benim başıma gelmez!" düşüncesiyle pek de dikkate almıyorlardı ve konu belki birkaç gün tartışılıyor, sonra da belleklerden siliniyordu. (Mağdur bellekler hariç tabi ki.) Bu bakımdan düşünüldüğünde bu derece hızlı bir iletişim ağının ve çok çeşitli yayın organlarının varlığı ciddi bir olumlu gelişme olarak gözükse de konunun başka bir boyutu da var. Uzun süre gündemde kalan bu talihsiz olaylar suça meyilli hastalıklı zihinler için teşvik edici de olabiliyor. Çünkü konu uzun süre gündemde kalmasına rağmen çoğu zaman sağlıklı zeminlerde irdelenemiyor ve caydırıcılıktan ziyade özendirici bir hal alabiliyor sonu gelmez tartışmalar. Çözüme odaklı çalışmalardan ziyade konunun daha uzun süre gündemde kalmasına yönelik çalışmalar bilinçli ya da bilinçsiz olarak sürdürülürken, hem mağdur bireylerin ve ailelerinin hem de ziyadesiyle tedirgin olan toplumun sinir hücrelerine ciddi anlamda hasar veriliyor. Bütün bunların dışında olan bir boyut da asılsız suçlamalar tabi ki. Yine hastalıklı olarak nitelenebilecek bireyler ya da gruplar asılsız suçlamalarla da kişileri cinsel istismar suçlusu haline getirebiliyor çünkü bir insanı ve etrafındakileri toplumdan tecrit etmenin en kestirme yollarından biridir bu tarz bir suçlama. Yani konu ziyadesiyle çok boyutludur.

Suçun doğru tespiti ve cezanın caydırıcılık düzeyinin yüksek olmasıyla birlikte suç ve cezanın orantılı olması prensibi de uygulanabilecektir ve o vakit adalet tecelli edecektir. Lâkin bu da ziyadesiyle sancılı bir süreç gerektiriyor. Toplumun sosyokültürel yapısındaki çeşitlilik arttıkça karmaşıklık da artıyor. Hem pozitif hem negatif anlamda olgular ve olaylar da çeşitleniyor. Bu bağlamda sosyolojik ve psikolojik analiz mekanizmalarının aktif olarak işlemesi gerekiyor. Bu da ancak ve ancak doğrudan iletişimle mümkün olabilir. Devlet bünyesindeki asgari düzeydeki sosyolog, psikolog, vb. kadroların sayısı ile ancak formal anlamda çözümler üretilebiliyor ve çözümler fiili olarak uygulanamıyor. Konuların sosyal medyada dile getirilmesi de kişilerin vicdani borcunu ödeyebilme gayretinden öteye gidemiyor ne yazık ki. Ve son olarak en önemli nokta şu ki; Gerçek ceza suçluları yok eden değil suçu yok eden cezadır.

Sevgiyle kalın dostlar.

Bu yazı 187 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • erol karapınar...
    4 hafta önce
    o zaman kişisel gelişim değil, toplumsal değişim,,,ben değil, biz olmak gerekir,,,