Necati AĞAŞE

Necati AĞAŞE

AFOROZ-5-

22 Aralık 2018 - 14:52

Babam biraz düşündü. Sanki bir şeylere dalmış gibi bir müddet sonra. Biraz gözlerinin sulandığını gördüm. Ve anlatmaya başladı.
                   -İslamiyet de Dinden çıkartma veya Camiden kovulma olmaz. Müslümanlar İman edip Allah a inandıktan sonra, İslam'ın beş şartını bilmek zorundalar.
                              
                   1- Kelime’ i Şahadet getirmek. "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü" demektir.
Anlamı: "Ben şehadet ederim ki, (Yani görmüş gibi bilirim ve bildiririm ki) Allah’tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu ve resulüdür." 
                   2- Her gün Beş vakit,  Namaz kılmak.
                   3- Ramazan’ ı şerifte Her gün oruç tutmak.
                   4- Eğer farz olduysa yılda bir kere Zekât vermek.
                   5- Kudreti var ise Ömründe en az bir kere Hacca gitmek.
                   -Bu beş şarta inanıp iman ettikten sonra. Müslüman’ın bütün ibadetleri, Allah ile kendi arasındadır. Kendisi isyan edip inkâr etmediği müddetçe kimse onu Allah yolundan alıkoyamaz. Dininden kovmaya yetkisi yoktur. Allah’ a karşı teke tek mesuldürler. Dedi.
                Hıristiyanlarda eğer kiliseye karşı veya ona benzer toplum kabahati işlediklerinde. Bulundukları Kiliseden kovulurlar. Buna Aforoz derler. Yani O dinden kovulurlar.(Aforoz edilirler.)
                Bu şartlarda hiç bir Hıristiyan. Aforoz edilmiş bir aile ile alışveriş yapmaz. Yapamaz. Konuşmaz ve daima yalnız kalmaya yok olmaya terk edilir.
                Biraz evvel cevap vermek için düşündüğümün sebebi de. Beni de Fabrikadan çıkardılar İşimizi kaybettik. Bazı Riyakâr arkadaşlarımızı da şükürler olsun kaybettik. İnsan böyle düşmeyince! Kimin ne derece içten arkadaş olduğunu bilemiyor.
                Geçen gün çok muhterem ve hepimizin sevip saydığı bir pastırmacı arkadaşımız bir olay anlattı.
                Onun bir oğlu varmış. Ahmet diye.  Ahmet’in birçok arkadaşı varmış. Amma! Hep onu kullanıyorlarmış. Yemeye çalışıyorlarmış. İçlerinde bir tane candan arkadaşı yokmuş. Bunu babası olarak kendisi biliyormuş amma. Oğlu Ahmet’e bir türlü anlatamıyormuş. Ahmet’in etrafında dolanıp ne kadar kötü işler varsa birlikte yapıyorlar. Ahmet’ i işten güçten alıkoyup hatta Anadan babadan yani aileden bile soğutuyorlarmış.
                   Birçok çare aramış bulamamış. Hatta bir gün enine boyuna yer misin, yemez misin diyerek güzel bir dayak çekmiş. Yine çare olmamış. Artık usanmış bırakmış. Fakat kara karada düşünmeye ve buna bir çare aramaya başlamış. Ve durumu bize aynen anlattı. (Aynı hadiseye bende duçar oldum. Yani arkadaş çevresine.)
                Amma evlattır işte, öyle başıboş bırakmakta hiç işime gelmiyordu. Bir gün oturdum kahve içiyordum aklıma bir fikir geldi. Düşündüm! Aklıma gelen fikri, son çare olarak bir daha kullanacaktım. Tatbik etmeğe karar verdim.
                Ahmet i çağırıp yine karşıma aldım.
                   -Bak oğlum. Bu senin hareketlerinden bizar oldum, bezdim. Birçok arkadaşım senin bu yaptıklarının bize layık işler olmadığını söyleyip beni utandırıyorlar. Son bir kez daha seninle konuşup, son bir örnek vermek ve seninle bir arkadaş olarak yarışmak istiyorum. Eğer sen haklı çıkarsan, bundan sonra sana bir daha dokunmayacağım. Sen benim bir tane oğlumsun. Ne dersin demiş? Oğlu Her zaman kendi yaptığı işleri doğru ve yerinde bulduğu için, bunun da her ne olursa olsun üstesinden geleceğine emin olarak kabul eder. Babasının şartına tamam der.
                -Yarışmamız yarın başlayacak. Yarın işlikten ( Pastırma imâlâthanesi) gelirken, birde keçi getir gel. Der.
                Ahmet’in yarışma hakkında bir bilgisi olmadığı için, bir hayli merak eder. İstediği Keçi için de. Herhalde babamın canı et istedi der. Sabah kalkar. Tek atlı arabasına binerek Karpuz atan da ki pastırma imalathanesine gider.
                   Ogün,  gün boyu pastırma sucukla meşgul olur. Öğleden sonra yine maruf arkadaşları ile toplanır. Birde çilingir sofrası kurarlar.(Rakı sofrası) Epeyce eğlendikten sonra. Akşam yakınken bababasının istediği keçi yi de alarak yine tek Atlı At Arabasına binerek eve gelir. Neredeyse akşam karanlığı basmak üzere. Babasının tam istediği vakit.
                   -Bak oğlum seninle dostça arkadaşça aldığımız kararı uygulayacağız. Bir mani hal var mı diye sorar?
                   -Hayır baba. Ben kazanırsam, bana bir daha karışmayacaksın. Değil mi?
                   Ama hala yarışmayı ve şeklini bilmediği için halen kendinden emin. Babası.
                -Şimdi şu senin getirdiğin keçiyi getir bakalım. Ahmet. Bahçede bağlı keçiyi kucakladığı gibi havluya getirir. Gelen keçiyi adam yere yatırır ve Kıbleye doğru çevirir Ya Allah Ya Bismillah beni utandırma der boğazını keser. Daha evvel hazırladığı çuvala kafasını ayırmadan kanları akarak öylece kor. Ağzını da sıkıca bağladığı çuvalı hayretle kendisini seyretmekte olan oğluna.
                   -Şimdi bu çuvalı sırtlanacaksın. Senin en yakın bildiğin arkadaştan başlamak üzere dolaşacaksın. Yalnız dikkatli ol. Kimseye bu keçi diye ağzından kaçırma.
                   -Diyecek sin ki. Aman arkadaş! Akşamüzeri birisi ile kavga ettim. Adamı öldürdüm! Sen benim en yakınımsın diye sana geldim, diyeceksin. Kim bu cürümü (Suçu) seninle paylaşırsa. Ona bırakıp geleceksin der.
                   Oğlu kendinden emin hemen çuvalı sırtlayarak en yakın bildiği arkadaşının kapısını çalar. Arkadaşı kapıya çıkıp ta sırtında bir telisle, Ahmet i görünce telaşla.
                   -Hayırdır Ahmet deyiverir!
                   -Vallahi arkadaşım, akşam akşam adamın biri ile kavga ettim. Elimde olmadan adamı öldürdüm! Bir kazadır oldu. Çok korktum! Alıp sana geldim. Beni kurtar der.
                   Sararıp solan korkusundan titremeye başlayan arkadaşı.
                   -Aman Ahmet, ben korkarım! Alıp beni hapsederler. Ben karışmam. Başının çaresine bak. Deyip. Kapıyı yüzüne kapatarak korkuyla içeri kaçar.
                Herhalde çok korkmuştur, bu arkadaş zaten korkağın biriydi der.
                Diğer arkadaşına gider. En iyisi bu arkadaş delikanlı çocuktur o arkadaştan daha cesurdu der. Ve kapılarını çalar. Kapıya çıkan arkadaşına. Durumu aynen ona da anlatır.
                   -Canım arkadaşım beni bu beladan kurtarırsan sen kurtarırsın der.
                   Arkadaşı şöyle bir düşünür bakar ki işin sonu kötü.
                   -Aman! Ahmet, arkadaşım. Canım kardeşim. Ben bu işi yapamam. Korkarım. Der, telis sırtında arkadaşını kapıda bırakıp kapıyı kapatır içeri kaçar.
                O Arkadaşından da nasibini alan Ahmet. Yok, canım, bunda bir yanlışlık var. Üçüncü arkadaşa gideyim. Yahu bunlar amma korkak kişilermiş, diyerek diğer üçüncü arkadaşının kapıyı çalar. Amma! Kendi de yorgunluktan bitkin düşer.
                Biraz da olsa aklına bir şeyler geliyormuş eli ile kafasına tak tak diye vurarak yine tekrarlar. Yahu benim ne kadar korkak arkadaşlarım varmış. Vay benim kafam diye de biraz da olsa kendini suçlar. Kapıya çıkan arkadaşı ile de aynı şekilde karşılaşırsa da. Dördüncü arkadaşa da gitmekten kendini alamaz. Amma en nihayet son bir umudu da bu arkadaşında kalır. Nihayet oda öbürkülere benzer bahanelerle ret edince. Durumu o zaman fark eder ve soğuk soğuk terlemeye başlar.
                Eve dönmekten başka çaresi kalmayan, Ahmet. Utanarak eve babasının yanına döner.
                   Durumu aynen babasına anlatır.        
                -Peki, Oğlum Ahmet. Şimdi Postane Otelinin yanında, Ulu Camiye varırken Bedestene girmeden. Sağ köşede bir çifte kapı var. Orada Mehmet Efendi diye bir arkadaşla, Asmalı Çeşmenin yanındaki esnaf kahvesinde tanıştık. Bir gün birlikte kahve içmiştik. Ona gidecek, kapıyı çalıp çıkarsa kendisine. Başkası çıkarsa, Mehmet amcayı isteyeceksin. Gelince. Ben falanın oğluyum, deyip kendini tanıt. Sonrada. Babamın selamı var Mehmet amca. Akşamüstü babam birisi ile münakaşa etti. Elinde olmadan adamı öldürdü! Bu çuvala koyup size gönderdi. De. Neler olacak duruma bir bakalım. Ahmet’ in sırtına çuvalı vererek gönderir.
                Ahmet, ben bunca yıldır arkadaşlık ettiğim, arkadaşlara laf geçiremedim senin bir kahve içtiğin adamı da göreceğiz, der içinden. Amma yola da koyulur tarif edilen evi bulur. Kapıyı çalar. Kapıyı açan. Babası yaşlarında yüzünden tebessümü eksik olmayan Nur yüzlü bir kişi idi.

5.bölüm sonu


Necati AĞAŞE

Bu yazı 459 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum