Reklam
Reklam
Necati AĞAŞE

Necati AĞAŞE

AFOROZ - 6 -

05 Mayıs 2019 - 22:55

Her sabah olduğu gibi, o günde yine, erkenden uyanmıştım. Zaten büyükçe tek bir odamız vardı. Hepimiz. Yer yataklarında yatardık. Akşam olunca serer, Sabah olunca kaldırırdık. Odanın içindeki yüklük denilen büyük yatak dolapları vardı, yatakları oraya üst üste katlayarak korduk. Odanın ortasından enine gerilmiş ipin üzerine serilen çarşaf odayı ikiye ayırır. Bir tarafta, annemle babam birlikte yatar. Diğer tarafta kardeşimle ben bir yatakta ayrı taraflarda yatar, ablamsa kız olduğu için tek başına sedire serilen yatakta yatardı.
                   Kardeşimin kedi sevgisi yüzünden çok zaman kavga ederdik. Pamuk diye bir kedimiz vardı çok sevimli idi onu yanına almadan yatmaz. Birlikte yatarlardı. Bende hır çıkarmamak için ayak tarafında yatardım. Aksi halde kavga yapardık. Bir kardeşini idare etmiyorsun gerekçesi ile de suçlu ben olurdum. Hatta bir seferinde! Kedi yatağımızda doğum yaptı minnacık, mini minnacık tam dört yavru yapmıştı. Hayvancağız onları yalayarak temizlemiş pırıl pırıl olmuşlardı. Ne kadar sevimlilerdi bir görseniz.  
       
                   Yatağımın içersinde oturarak. Kendi kendime biraz mızırdanıp, nazlanarak. Gözlerimi ovuşturdum. Daha sonra da sessizce üzerimi giydikten sonra, kalkarak el yıkama Çağının yanına gelip, Çağın yanındaki Babamın elleri ile yaptığı, dört ayaklı tahta sehpanın üzerindeki, tam dört kova su alan. Annemin Çömlekçiden su sızdıran, (İçine konan suyla dışı rutubetlenirse o çömlekte su daima soğuk dururmuş.)  cinsinden olsun deyip seçerek aldığı çömleğimizin içinden, bir elimle tahta kapağını kaldırarak, diğer elimle sehpa kenarında duran bakırdan yapılma, kalaylanmış saplı maşraba yı alıp, çömlekteki yarı dolu suya daldırıp aldığım bir maşraba suyla. Önce azar azar döküp ellerimi yıkadım. Sonra Sol elimdeki maşrapa ile sağ avucuma su doldurup, onu da yüzüme çalarak, birkaç kez tekrarlamak suretiyle,  yüzümü yıkadım. Çömleğin yanında hepimizin yüzünü sildiği, çivideki asılı havluyla yüzümü silerek kuruladıktan sonra. Ahıra Kır Atımızın yanına indim.

                    Kıratımıza o kadar alışmıştık ki... Tabii o da bize... Daha benim oda kapısından çıktığımı hissetmişti ki, hal ve hareketleriyle hissettiğini belirtiyordu. Ahırımız dört hayvan alacak kadar büyüktü. Üçte bir kadar bölümünü ortadan bölerek kalın çadır bezi ile ayırmıştık. Atımız küçük bölümde kalıyor ve orada bakımını yapıyorduk. İç taraftan da yanına varılabilir olmasına rağmen hep hayat tarafındaki kapıdan Atımızın yanına giderdik.

Yüzümü yıkadıktan sonra yine öyle yaptım sallığa çıkarak ahırın kapısını açıp kapıyı da havalanması için açık tutarak yanına geldiğimde, kıratın sevinci belli oluyordu.

                   Babam bana hayvanların yanına yanaşırken, daima güler yüzle tatlı konuşarak yanaşmamı tembih etmişti. Bende hep öyle yapardım. Geldim güzelim geldim tatlım diyerek yanına yanaştım, elimle de sırtını başına kadar bir okşadım! O da sanki bana cevap veriyormuş gibi hem başını sirkeler gibi sallar hem de kuyruğu ile tatlı tatlı bana vurmaya çalışırdı. Bazen de kuyruğu fazla değer kızar gibi höst diyerek onu sakinleştirmeye çalışırdım. Nedense Atlara böyle hallerinde, höst diye hitap ederlerdi. Bende höst demeye alışmıştım. Zaman zaman höst derdim.   

                   Önce Atın pislediği kabaca pislikleri oradaki temizlik kovasına aldım. Daha sonra o yaş yerlere biraz kaba saman dökerek ıslaklığını kurutsun istedim. Elime kaşağıyı alarak, severek okşayarak gece yatıp ta üzerine pislik bulaşarak kuruyan yerleri kaşağı ile (U şeklinde bükülmüş
Kenarları testere ağzı gibi tırtıllı bir saç parçası) temizledim.

Kaşır gibi yaparak elden geldiği kadar vücudunun tamamını kaşağıladım. Başının ön taraflarını ellerimin tırnakları ile hem konuşup, Bir tanem, güzel atım, ne kadar güzelsin, demir kırların motif motif, diyerek hem de okşar gibi tırnaklarımla iyice tüylerini kabarttım.                              
                   Sonrada çalı süpürgesini elime alıp yerleri tozutmadan güzelce ahırın tamamını süpürerek bir kenara topladım. Oradaki kovaya doldurdum. Dolu kovayı çeşmenin arkasındaki bahçenin gübre bölümüne boşaltarak geldim. Kalanları da kovaya koydum dolmadığı için kovada bıraktım, daha sonra At pislerse onun üzerine alıp hepsini bir dökecektim.

            Süpürdüğüm yerlere yeniden kaba samandan sererek tabanın daima kuru kalmasını sağladım.
Temizlik işleri bitmişti. Elime At kılından örülmüş parmakları olmayan eldiveni (Gebre) elime takarak bu kez de Atın her tarafını baştan aşağı tozunu tüylerinin yatığı istikametinde kaşı-
yarak temizledim.          

Musul’un içini de temizledikten sonra gerektiği kadar saman koydum daha sonra da belli ölçekte, kırma arpadan koyarak iyice karıştırmaya çalışırken, kafası ile beni yitmeye çalışıyor arpayı karıştırmama mani oluyordu. Amma bende ona fırsat vermeden o yemi yerken hemen samanla yemi iyice harman yaptım. Bu arada Babamda kalkmış gelmiş kapıdan beni seyrediyordu.
                   -Kolay gelsin Necati. Nasıl gidiyor?
                   -Yaramaz bir durum yok işleri bitirdim. Sadece su vereceğim. Bugün bir yere gidecek misin? Atla.
                   -Bugün Pazar şimdilik bir programım yok eğer öğleye kadar gelmezsem, yemini suyunu, oyuna dalıp da unutma. Diyerek tembih ediyordu.
                   -Ellerine sağlık güzel olmuş.
                   Su kovasını birde yarım kova pisliği alarak bahçeye pisliği boşaltıp oradan da su kovasını doldurup gelecektim. Dışarı çıktığımda Çarcıların köşe de taşın üstünde Arkadaşım Ahmet in Ablası deli Şükran oturuyordu. Beni görünce hemen kalkıp yanıma doğru koştu geldi.
                   -Lan oğlan siddi diyerek bütün bildiği lafların en iyisi idi. Kızdırdıkları zaman, küfürde yapardı amma yine buna benzer, bazen olur olmaz karıştırırdı. Fakat mahallede en iyi benimle geçinirdi. Çünkü kardeşi beni çok sever arkadaşımdı. Onun korkusuna.
                   Birde ben kendisine her zaman deli gibi değil de, daima arkadaş gibi davranırdım o da bundan zevk alır benim bir dediğimi iki etmezdi. 
            Eline kovaları verdim.

6.Bölüm Sonu

Bu yazı 468 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum