Seni Seviyorum Diyarbakır…
Reklam
Özlem ÖZGEN

Özlem ÖZGEN

Seni Seviyorum Diyarbakır…

11 Temmuz 2020 - 09:23



Uzun zamandır normalleşme sürecinde normalleşmeye çalışıyorum. Ancak benim gerçekten normalleştiğime inanmam içinse seyahat etmem gerek.

Seyahat bana hayatın bambaşka bir yüzünü gösteriyor.

Tutkuların azaldığı, sevgilerin kaybolduğu zamanlarda tüm bunları yeniden kazanabilmenin mümkün olduğunu hatırlatıyor.

Özümle hissederek temas kurabildiğimde, başkalarının da kalbine dokunabileceğimi gösteriyor. Ruhsal olarak olgunlaşıp tekamül etmenin gerekliliğini hatırlatıyor.  

Yani seyahatler beni değiştiriyor dönüştürüyor.

En son seyahatimi 13-14 martta Diyarbakır’a yapmıştım, Hoştur Gastronomi’nin gerçekleştirdiği programla. Zaten sonrası malum… Hepimiz için başlayan zorlu bir süreç…


Tarihin Taşlara Yazıldığı Kent Diyarbakır’da Büyülü Bir Keşfe Çıkmaya Ne Dersiniz?

Telefonun diğer ucunda beni mutlu eden haber… "Yola çıkıyoruz... Şimdi sırada Diyarbakır var…" dediklerindeki heyecanımı anlatamam.

Yemek çeşitleriyle, kültürüyle, tarihiyle, insanıyla en çok görmek istediğim şehirlerden biriydi çünkü.

Diyarbakır hepimize düş gibi bir serüven vadediyor.

Bereketi, hayatı su olup akıtan Dicle Nehri, tapınakları, köprüleri ve binlerce yıldır insanların gelip geçtiği sokakları, elbette enfes mutfağı ile Diyarbakır bu defa da bizim için açıyor lezzet kapılarını.



Artık Şehirleri Keşfetmenin Yolu Gastronomi Turları…

Şehirleri mutfağı aracılığıyla tanımak artık benim de yeni seyahat etme yöntemim.

Anadolu’nun içinde yaşadığımız ancak belki içinden geçip, durma ihtiyacı bile hissetmediğimiz yerlerine seyahat etmek, saklı kalmış lezzetlerini keşfetmek, tarihini, kültürünü, hikayesini öğrenmek paha biçilemez bir keyif.

Hoştur Gastronomi de şahane bir iş çıkarıyor…

Merakla bilginin buluşması...

Ekip şahane…

Her seferinde birlikte keşfediyoruz, birlikte öğreniyoruz, en çok da birlikte eğleniyoruz.



Diyarbakır denilince akla ilk surlar geliyor şüphesiz. Tarihi kent merkezini çevreleyen ve genel hatlarıyla bugünkü sınırlarına IV. yüzyılda ulaşan surlar, yapıldığı dönemden itibaren kentin en önemli mimari öğesi. Diyarbakır’ı çevreleyen surların doğu kısmında Dicle Nehri kıyısında yaklaşık on bin dönümlük bir alana yayılan HEVSEL BAHÇELERİ ise bu benzersiz toprakların bir diğer güzelliği.

Hevsel Bahçeleri yaklaşık 7 bin yıldır şehrin vazgeçilmez bir parçası der tarihi kaynaklar. Bu kent adeta o bahçeler ve Dicle Nehri üzerinden var olmuş. Bu anlamda Diyarbakır’ın ruhu Dicle Nehri ve Hevsel Bahçeleri'dir dersem yanılmış olmam.

Tarihi On Gözlü taş köprü, on kesik kemer üzerinde inşa edilen bloklarla Dicle’nin iki yakasını birbirine bağlıyor.

İleride bir türkünün başkahramanı Kırklar Dağı. Ünlü "Kırklar Dağı’nın Düzü-SUZAN SUZİ" türküsünün dayandığı öykü, Dicle’yle Hevsel Bahçesi’nin kadim sevdasına da dem vurur.



Büyük Bir Şaheser; Diyarbakır Ulu Camii

Evliya Çelebi’nin “İçinde öyle ruhaniyet var ki, bir kimse iki rekat namaz kılsa kabul olunduğuna kalbi şahitlik eder.” dediği Ulu Cami’nin dört ayrı cephesi Müslümanlığın dört ana mezhebine ayrılmış cami duvarlarında eski uygarlıkların bıraktığı izleri görebiliyorsunuz hala. Ayrıca camide sibernetiğin babası olarak kabul edilen ünlü bilgin El Cezeri’nin yaptığı güneş saatini de görmek mümkün.


Zerzevan Kalesi Tarihe Işik Tutuyor





Zerzevan Kalesi dünyanın en iyi korunmuş Roma İmparatorluğu’nun doğu sınır garnizonu olarak da biliniyor. Toplam 60 dönümde yer alan, 12-15 metre yüksekliğinde ve 1200 metre uzunluğunda sur kalıntısı, 21 metre yüksekliğinde gözetleme ve savunma kulesi, kilise, yönetim binası, konutlar, tahıl ve silah depoları, yer altı ibadethanesi, sığınaklar, kaya mezarları, su kanalları ile 54 susarnıcı bulunan kale, tarihe ışık tutuyor.
Ayrıca dünyada ortaya çıkarılmış son Mithras Tapınağı’nın da bulunduğu Zerzevan Kalesi artık  UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Listesinde.


Unutmayın Göz Ve Kulak Aldanır, Ama Ağız Aldanmaz

Söz konusu olan mutfaksa; Diyarbakır’da gezilecek çok yer ve tadılacak çok lezzet var.

Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi varsa bizim için kurulan Diyarbakır’ın kahvaltı sofrasında mutlu olmak için fazlaca sebebimiz olacağı aşikar.



Kemikli koyun kol eti, aşurelik buğday, yeşil mercimek ve nohut ile hazırlanan habenisk çorbası ve kibe mumbar dolması ile başlayan Lezzet şöleni…

Kahvaltının olmazsa olmazı ekmekler ve hamur işleri…

Çökelekli, peynirli ya da kıymalı olarak saçta pişirilen ve sıcak servis edilen patile…

Geçmişinin en az 120 yıl öncesine dayandığı bilinen, daha çok dini bayramlarda yapıldığı için bayram çöreği olarak adlandırılan Diyarbakır çöreği…

Bulgur değirmeninde son kalan un gibi bulgurdan eskiden evlerde, şimdilerde ise  fırınlarda yaygın olarak yapılan bulgur ekmeği…

Örgü peyniri,tereyağlı çökelek, bölgede yetişen meyvelerden yapılan reçeller, pekmezler, sade ve soslu olarak hazırlanmış  Derik zeytini ve bölgenin doğal balları…



Pişen şişlerden ciğerleri baharat ve yağ ile lezzetlendirilmiş lavaş yardımı ile sıyırarak, közlenmiş soğan ve domates eşliğinde yemenin tadı ise kelimelerle anlatılamaz.



Kahvaltı sonrası Türk kahvesi eşliğinde Dicle Nehri’ni ve kentin tüm koku ve renklerini içeren Hevsel Bahçeleri’ni seyretmekse cabası.


“Benim Şehrim Diyarbekir” Düsturuyla Hizmet Veren Şehir Sevdalısı Şeyhmus Doğan-HANCI Restaurant



Diyarbakır’da Hancı’da eşsiz kokular eşliğine sofraya gelen yemekler bu şehirde yemek yemenin karın doyurmaktan çok daha fazla bir şey olduğu gerçeğini yeniden hatırlatıyor.



Sumaklı tuzik (su teresi) çorbası, pöçik, kari (yılanyastığı) otlu bulgur pilavı, kurutma meftunesi, hırsız kebabı, yoğurtlu kenger, hardal otu dolması, kış kabağı içinde Karacadağ pirinci ile yapılmış etli pilav, meyve ile eti lezzete dönüştüren ayvalı kavurma, kaburga dolması, kurutulmuş meyvelerle yapılan gurme gazi yemeği, içli köfte ve bostana salatası menüde yer alan yöre yemeklerinden.



Ali Paşa Mahallesi’nin en ünlü evi, Abdühamid’in sarayından bile daha görkemli olduğu söylenen ve şimdilerde “kent müzesi” olmak için restorasyon çalışmaları devam eden  Cemil Paşa Konağı’nda . kadın girişimcilerin hazırladıkları muazzam sofrada yöresel yemeklerdeki tatların ve dokuların bir araya gelişindeki özgünlük hayran bırakıyor. Hangi yemeği yiyeceğini şaşırıyor insan. Meyir çorbası, Diyarbakır güveci, duvaklı pilav , kabak meftunesi, belluh, kaburga dolması, hurik, zerefet, nardan aşı, sütlü Nuriye…


Diyarbakır Mutfağının Gözde Yemeklerinden Duvaklı Pilav



Eskiden evlenen çiftlerin düğününde duvak açma merasiminde yapılan bir pilav olduğu için bu yemeğe duvaklı pilav ismi verilmiş. Karacadağ pirincinden sade yağ ile yapılan pilav üstüne kavrulmuş kıyma ve kabuğu soyularak kavrulmuş yerli bademle, bakır tepsilerde servis ediliyor.


Diyarbakır’da Her Mevsimin Ayrı Bir ‘Meftune’si Var

Kışın kış kabağından, baharda kenger bitkisinden, yazın patlıcandan yapılan meftune en sevilen yemeklerden. Bakla, çağla, elma ve sebze kuruları ile de yapılan meftune bol sumakla pişiriliyor ve yanında ezilmiş sarımsakla servis ediliyor.

Üzerine bol nar taneleri ve maydanoz ilave edilerek yediğimiz Nardan Aşı öyle lezzetliydi ki insan tadını unutamıyor.


Hacı Levent 1907'de Diyarbakır'da Başlayan Tatlı Bir Hikâye

Tabii ki Diyarbakır’ın lezzeti Burma Kadayıfı.



Madem konu BURMA KADAYIF, elbette bu muhteşem tatlının ev sahibini hatırlamakta fayda var.

Birçok Burma Kadayıf üreten marka var ama benim için konu tatlının beyne vuran lezzetini hissetmekse kesinlikle tek adres HACI LEVENT. Diyarbakır’daki şubeleriyle hizmet vermeye devam ediyor. 100 yıllık tatlı ve bir o kadar etkileyici hikâyeleri var.



Kısacası yemesi ayrı, yutması ayrı lezzetler.

Her yere yetişemedik tabi ama  olağanüstü insanlar tanıdık Diyarbakır’da,  onlar mutfak geleneklerini devam ettirmeye çalışan şehir sevdalıları. Benim de mutfak yıldızlarım.

Seni seviyorum Diyarbakır…

Memleketimizin güzellikleri saymakla bitmez...

Gidilecek çok şehir, tadılacak çok yemek var.

Seyahat edelim ki anlatacak hikâyelerimiz olsun...

Gözüm ve kulağım yaklaşmakta olan yeni keşiflerde…

Geçsin Covid-19’lu günler…

Bu yazı 4613 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum