Son dönemde artan şiddet olaylarının yalnızca bireysel öfke ile açıklanamayacağını ifade eden Hamurcu, toplumda ciddi bir “duygu yönetememe krizi” yaşandığını vurguladı. İnsanların artık üzüntü, reddedilme, hayal kırıklığı ve kayıp gibi duygulara tahammül etmekte zorlandığını söyleyen Hamurcu, hız odaklı yaşam tarzının duyguların işlenmesini engellediğini belirtti.
“Her şey çok hızlı, çok anlık ve çok tepkisel. Bu nedenle duygular bastırılıyor ve bastırılan her duygu bir noktada patlak veriyor” diyen Hamurcu, şiddetin çoğu zaman bir güç göstergesi değil, regüle olamayan bir sinir sisteminin dışavurumu olduğunu ifade etti.
Şiddetin bir anda ortaya çıkmadığını dile getiren Hamurcu, bunun yıllarca biriken bastırılmış duygular, yönetilemeyen öfke ve düşen tahammül eşiğinin sonucu olduğunu söyledi. Öfkenin tek başına bir problem olmadığını, asıl sorunun öfkenin nasıl ifade edildiği olduğunu belirtti.
Hamurcu, çözümün yalnızca cezaları artırmak olmadığını da vurgulayarak, duygusal dayanıklılığın güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren duygusal regülasyonun öğretilmesinin önemine dikkat çeken Hamurcu, “Reddedilmeyi kişisel bir yıkım olarak algılamamayı öğretmek gerekiyor. Bu noktada ebeveynlere ve topluma büyük görev düşüyor” dedi.
Terapiye yönelik bakış açısının da değişmesi gerektiğini belirten Hamurcu, psikolojik desteğin bir zayıflık değil, güç kaynağı olarak görülmesi gerektiğini söyledi.
“Güçlü insan bağıran değil, öfkesini yönetebilen insandır” diyen Hamurcu, toplumda öfkenin bulaşıcı bir etkiyle yayıldığını ve bunun ciddi bir tehdit oluşturduğunu sözlerine ekledi.
Yorumlar
Kalan Karakter: