O programların birinde; dönemin önemli siyasi figürleri olan Mesut Yılmaz, Necmettin Erbakan, Doğu Perinçek, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Erdal İnönü aynı masada yer alıyordu.
Fikir ayrılıkları derindi. Dünya görüşleri birbirine zıttı. Ancak ortak bir payda vardı: nezaket, sabır ve devlet ciddiyeti.
Konuşmalar kesilmezdi. Sesler yükselse bile saygı sınırı aşılmazdı. Eleştiriler sert olurdu ama hakaret yoktu. Herkes sözünü bitirir, diğeri dinlerdi. İzleyenler sadece bir tartışma değil, aynı zamanda bir “siyasi kültür dersi” görürdü.
Bugün ise kamuoyunda sıkça dile getirilen bir özlem var:
Farklı siyasi parti genel başkanlarının aynı programda, uzun soluklu ve seviyeli bir tartışma ortamında bir araya gelmemesi.
Televizyon ekranlarında artık daha kısa, daha gergin ve çoğu zaman kutuplaşmanın gölgesinde kalan tartışmalar izleniyor. Oysa 90’lı yıllarda yapılan bu açık oturumlar, siyasetin sadece mücadele değil, aynı zamanda bir medeniyet göstergesi olduğunu da ortaya koyuyordu.
Uzmanlara göre bu programlar, sadece siyasetçilerin değil toplumun da dilini şekillendiriyordu. Çünkü ekranlarda görülen üslup, sokaktaki vatandaşa da yansıyordu.
Bugün gelinen noktada ise birçok vatandaşın ortak görüşü şu:
“Fikir ayrılıkları olabilir, ama keşke o günlerdeki gibi konuşabilsek…”
Belki de mesele sadece siyaset değil;
Birbirini dinleyebilme kültürünü yeniden hatırlamak.
Yorumlar
Kalan Karakter: