Ben Esila.
17 yaşındayım.
Hayatın tam ortasında değil belki ama en kırılgan yerindeyim.
Bir yandan geleceğimi kurmaya çalışıyorum,
bir yandan da o geleceğin beni neyle karşılayacağını bilmeden endişeleniyorum.
Bizim yaşımızda insanın hayal kurması gerekir derler.
Ama biz çoğu zaman hayal kurmaktan önce kaygı duymayı öğreniyoruz.
Yarının ne getireceğini değil,
yarının bizden neleri götüreceğini düşünerek büyüyoruz.
Sadece kendim için değil…
Benden sonra gelecek olanlar için de düşünüyorum.
Acaba bizden sonraki nesil daha mı güçlü olacak,
yoksa bizden daha mı kırılgan?
Ve en çok da şu soru aklımda dönüp duruyor:
Bize emanet edilen bu vatanı,
gerektiği gibi koruyabilecek miyiz?
Çünkü biz, büyük sözlerin gölgesinde büyüyen ama
küçük cümlelerle susturulan bir kuşağız.
Son zamanlarda yaşananlar…
Gündem, olaylar, bitmek bilmeyen tartışmalar…
Hepsi sadece büyükleri değil, bizi de yoruyor.
Hatta belki en çok bizi yoruyor.
Ama çoğu zaman kimse bunu fark etmiyor.
Biz konuşmaya çalıştığımızda,
“abartıyorsunuz” deniliyor.
Sessiz kaldığımızda ise
“umursamıyorsunuz” diye suçlanıyoruz.
Ve en çok da şu cümleyle karşılaşıyoruz:
“Siz teknoloji bağımlısı bir nesilsiniz.”
Oysa mesele bu kadar yüzeysel değil.
Ebeveynlerimiz ve büyüklerimiz çoğu zaman her konunun sonunda meseleyi buraya bağlıyor.
Sınav baskısı konuşuluyor, sonunda “telefonu bırakın” deniyor.
Sosyal sorunlar konuşuluyor, yine “Z kuşağı teknoloji bağımlısı” deniyor.
Gelecek kaygısı anlatılıyor, cevap yine aynı noktaya dönüyor.
Ama biz teknoloji çağında doğduk, onun içinde büyüdük.
Teknoloji bizim sonradan hayatımıza giren bir şey değil;
bizim hayatımızın başladığı andan itibaren yanında olan bir gerçeklik.
Bu yüzden meseleyi sadece “bağımlılık” üzerinden tartışmak,
gençliği anlamayı zorlaştırıyor.
Çünkü ortada konuşulması gereken çok daha büyük meseleler var:
ekonomik kaygılar,
gelecek belirsizliği,
sosyal baskılar,
ülkemizde yaşanan olayların giderek daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hale gelmesi…
Bunlar konuşulmadan her şeyi sadece “teknoloji bağımlılığı” diyerek açıklamak,
gençliği eksik okumak oluyor.
Biz teknolojiye kaçmadık…
Biz zaten onun içinde büyüdük.
Bizi “ekranlara gömülmüş” bir nesil olarak görmek kolay.
Ama o ekranların arkasında
kendini ifade etmeye çalışan,
anlaşılmak isteyen,
yalnız kalmamaya çalışan bir gençlik var.
İşte ben bu köşede tam da bunu yazacağım.
Bir gencin iç dünyasını…
Görünmeyen yüklerini…
Söylenmeyen cümlelerini…
Sadece gündemi değil,
gündemin bizim içimizde bıraktığı izleri anlatacağım.
Belki bazı satırlar sert gelecek,
belki bazıları düşündürecek.
Ama hepsi gerçek olacak.
Çünkü ben burada sadece Esila olarak değil,
aynı duyguları yaşayan binlerce genç adına yazacağım.
Bu bir başlangıç.
Bir “merhaba” belki…
Ama aynı zamanda
duyulmak isteyen bir sesin ilk cümlesi.
Şimdi gerçekten soruyorum:
Hazır mısınız beni dinlemeye?
Yorumlar
Kalan Karakter: