Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; tedavim süresince insanüstü bir gayretle çalışan, işini büyük bir özveriyle yapan sağlık çalışanlarına minnettarım. Gecesini gündüzüne katan, hastasına sadece görev olarak değil vicdani bir sorumlulukla yaklaşan doktorlarımıza, hemşirelerimize ve tüm sağlık personeline teşekkür etmek bir borçtur. Ancak ne yazık ki aynı hassasiyeti göstermeyen, görevini gerektiği gibi yerine getirmeyen bazı hastane çalışanları da bu tablonun bir parçası. Onlara da teessüflerimi iletmek durumundayım.
Fakülte hastanesinde yatıyorsanız aslında iki farklı dünya ile karşı karşıyasınız. Birincisi eski koğuş sistemi. Bu sistemde şartlar oldukça zorlayıcı. Tuvaletler odanın dışında, çoğu zaman hijyen konusunda ciddi eksiklikler var. Televizyonlar ya çalışmıyor ya da çalışması tamamen ne zaman geleceği belli olmayan bir görevlinin insafına kalmış durumda. Temizlik ise neredeyse yok denecek kadar yetersiz. Çarşaf değişimi gibi en temel ihtiyaçlar bile hastanın ya da refakatçisinin sorumluluğuna bırakılmış durumda.
Diğer seçenek ise özel odalar. Burada ise bambaşka bir ortam söz konusu. Odanın içinde tuvalet mevcut, televizyonlar sorunsuz çalışıyor, günlük temizlik düzenli olarak yapılıyor. Mis gibi çarşaflar, daha düzenli bir ortam ve daha konforlu bir süreç sunuluyor. Hatta öyle ki, hafta sonu kapısını kilitleyip evine giden hastaların olduğu bile konuşuluyor. Aynı hastane, aynı bina, ama tamamen farklı iki deneyim.
Yemek konusu da ayrı bir tartışma başlığı. Eğer refakatçi kartınız yoksa yemek alıp alamayacağınız tamamen yemek dağıtan kişinin inisiyatifine kalmış durumda. Verirse yiyorsunuz, vermezse ya aç kalıyorsunuz ya da cebinizden ödeyerek dışarıdan yemek temin etmek zorunda kalıyorsunuz. Bu durum, zaten zor bir süreçten geçen hastalar ve yakınları için ayrı bir yük oluşturuyor.
Tüm bunların ardından insanın aklında ister istemez şu sorular oluşuyor: Özel odalarda kalanlar neye göre belirleniyor? Kime göre, nasıl bir öncelik sırası var? Neden bazı hastalar daha iyi şartlara ulaşabilirken, diğerleri koğuş sistemine mahkûm ediliyor? Bu farkın belirleyicisi nedir? Maddi imkânlar mı? Yoksa bir yerlerde olması gereken bir “tanıdık”, bir “referans” mı?
Sağlık hizmeti, eşitlik ilkesinin en güçlü şekilde hissedilmesi gereken alanlardan biridir. İnsanların en savunmasız olduğu anlarda karşılaştıkları bu tür farklılıklar, yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik olarak da yıpratıcıdır. Aynı çatı altında bu kadar keskin ayrımların olması, sorgulanması gereken bir durumdur.
Ben yaşadıklarımı ve gördüklerimi olduğu gibi aktarmaya çalıştım. Umarım bu satırlar, hem yetkililer hem de kamuoyu için bir farkındalık oluşturur. Çünkü sağlık, ayrıcalık değil, herkes için eşit bir hak olmalıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: