Bir Koçun Siyaset Denemesi


                                       
Yaklaşık bir yıl önceydi. Beni yakinen tanıyan dostlarımın ‘’ Etme! Siyaset Senin İşin Değil ‘’ uyarılarına rağmen  ‘’ Vatan, Millet, Gençlik ‘’düsturum gereği siyasete girme sorumluluğu hissettim. Ama bu hissiyatın sonunda gördüm ki, BAŞ KOYDUĞUN DAVA KADAR, DAVA YOLUNDA ORTAK YÜRÜDÜĞÜN İNSANLARIN NİYET ve SAMİMİYETİDE çok önemliymiş. Birde dava erlerinin önem ve öncelik sıralaması var tabi. Tamda burada başlıyor değerler üzerinde ki çatışma. Hani siyasetin fıtratına ters düşen doğruluk, ahlak, etik kurallar, liyakat, ehliyet gibi kelime manasını yitiren, bunlara sahip olanında siyasette itibar görmediği ulvi değerler.

Kısacası siyasi arenada yola çıktıklarınız ile sahip olduğunuz değerleriniz üzerinden çatışma yaşayınca siyaset maceranız dostlarınızın da ön gördüğü ‘’ Bir kelebeğin ömrü kadar ‘’ uzun sürmüyormuş maalesef.  Demek ki, dostlarını dinlemek lazımmış. Ama olsun. Bazen profesyonelliğim gereği deneyimleyerek tecrübe edinmeyi seviyorum. Hem o deneyimlerden de insanlarımıza bir katma değer sağlamak adına yaşanmışlıkları paylaşma fırsatı buluyorum.  
Bugün sizlere; minimum süre zarfında edindiğim, maksimum seviyedeki siyaset tecrübelerimi, kendi üslubumca aktarmak istedim:

‘’ İnsanoğlu, bilgeliği sevenler siyasi gücü ellerine alana kadar veya siyasi gücü ellerinde tutanlar bilgeliği sevene kadar problemlerin bittiğini görmeyecek. ‘’ ( Platon )
Evet; A ya da B partisi fark etmeksizin; genel başkanından il başkanına, ilçe başkanından birim başkanına kadar makam ve görev sahibi kişiler, üstlenmiş olduğu görevin ehli, liyakat sahibi, tecrübesini edinmiş, alanında uzman ve bilgi sahibi kişiler olması gerekir. Çünkü siyaset gönül işinden de öte millet meselesidir.

‘’ Son günlerde daha sık görüyoruz: Bazı insanların 'dava' dediği şey, aslında kendi ikballeri, ihtirasları, inatları, hatta şahsi husumetleri. Bir kişiye, kuruma, topluluğa. Bunları 'hakikat' olarak takdim ediyorlar. ‘’ ( İbrahim Tenekeci )

Maalesef; Türkiye’deki siyaset anlayışı, şahıs siyaseti anlayışından kurtulup, siyasi kurum anlayışıyla yeniden inşa edilmeli. Çünkü, Anadolu kültürünün temelinde lidere olan hayranlık ve sorgusuz teslimiyet söz konusu. Buda memlekete zarar veriyor. Neden mi? Vizyon sahibi olup geleceğe yön verenler değil,  gücü, parası veya liderinin her yaptığını onaylayıp, başkanına alkış tutanlar temsili makamlara uygun görülüyor.

‘’ Bir ülkede edebiyat ve sanattan çok siyaset konuşuluyorsa o ülke üçüncü sınıf bir ülkedir. ‘’ ( Nietzsche )

 İktidarından muhalefetine sözde birlik ve beraberlik edebiyatını çok güzel yapıyoruz. Buda yetmiyormuş gibi trajikomik bir sanat anlayışıyla milletimizi, kimi zaman yalan/dolan politikalarla uyutuyor, kimi zamansa gaza getirip coşturmayı başarıyoruz. Politikacıların en başarılı olduğu sahneyse ‘’ Hak, hukuk, adalet, kalkınma, huzur ve refah gibi özlediğimiz duygu ve değerlerin hayallini vatandaşa yaşatmasıdır.

‘’ Siyaset çirkefti. İnsanların birbirini yediği, insanların alınıp satıldığı yerdi. Doğru. Ama şurası var; buna da bir haysiyet kazandırılamaz mıydı? ‘’ ( Mustafa Kutlu )

Bu memlekette siyasetçi kutuplaşmadan beslenir ve ne yazık ki bizler de ilizyon olmuşçasına buna alkış tutarak, onların gücüne güç katarız. Hiçbir zaman demeyiz ki, dur kardeşim! Sen seçilen ben seçenim! Ve sen aska benden üstün değilsin.   Üzülerek söylüyorum ki, politikacıların ‘’ Sandığı ‘’, vatanseverlerin ise ‘’ Gelecek nesilleri’’ düşündüğü siyaset arenasında, halkın öz evlatları hiçbir zaman ipteki cambaz olmayacak. Ve bu cambazların hüneri karşısında yine bu memleketin evlatları Değerli Abdürrahim Karakoç’un da vurguladığı gibi ‘’ Allah rızası için girdiği siyaseti, Allah rızası için bırakacak. ‘’