Bir gün bütün gençler konuşmayı bırakırsa ne olur, hiç düşündünüz mü?
Hayır... Sosyal medyada paylaşım yapmayı bırakmalarından söz etmiyorum. Gerçekten susmalarından bahsediyorum. Hayallerini anlatmaktan, gelecek planları kurmaktan, heyecan duymaktan, soru sormaktan ve yavaş yavaş hayata dair umutlarını yitirmelerinden...
İşte asıl tehlike o gün başlayacak.
Çünkü bir toplum, gençlerinin sesini kaybettiği gün sadece bugünü değil, yarınını da kaybetmeye başlar.
Ben bu satırları ne bir siyasetçi, ne bir akademisyen ne de bir uzman olarak yazıyorum. Ben, geleceği hakkında kaygı duyan milyonlarca gençten yalnızca biriyim. Belki adımın bir önemi yok. Çünkü benim yaşadığım duygular yalnızca bana ait değil; üniversite sıralarında, fabrikalarda, kafelerde çalışan gençlerde, iş arayanlarda, atanmayı bekleyenlerde, odasına kapanıp saatlerce tavana bakanlarda da aynı sessizlik büyüyor.
Biz kaybolmadık.
Sadece sesimizi duyurabileceğimiz insanların bizi gerçekten dinlemesini beklemekten yorulduk.
Çünkü ne zaman hayallerimizden bahsetsek, birileri bunun imkânsız olduğunu anlattı. Kurduğumuz her hayalin karşısına gerçekleri değil, umutsuzluğu koydular. Yapabileceğimizi söylemek yerine neden yapamayacağımızı sıraladılar. Daha yolun başındayken başarısız olacağımıza karar verenler, yürümeyi öğrenmeden düşeceğimizi ilan edenler oldu.
Bir gencin en büyük ihtiyacı para değildir belki de. Önce kendisine inanıldığını hissetmektir. Çünkü insan, kendisine güvenildiğini bildiğinde cesaret bulur. Sürekli küçümsenen, sürekli eleştirilen, sürekli eksikleri yüzüne vurulan bir genç ise zamanla hayallerinden değil, kendisinden vazgeçmeye başlar.
Bazen bir cümle, yıllarca taşınacak bir yüke dönüşür.
"Sen yapamazsın."
"Bu iş sana göre değil."
"Boş hayaller kurma."
"İstersen hobi olarak yap, ama hayatını buna bağlama."
Belki bu sözleri söyleyenler kötü niyetli değildi. Belki bizi hayal kırıklığından korumaya çalıştılar. Ama fark etmedikleri bir şey vardı; insanı hayal kırıklığı değil, hayal kurmaktan vazgeçirmek yorar.
Bugün birçok gencin gözlerinde gördüğünüz umutsuzluk, bir günde oluşmadı. Yıllarca biriken güvensizliklerin, kıyaslamaların, ağır beklentilerin ve bitmek bilmeyen eleştirilerin sonucudur. Bizden hep daha iyisi istendi. Daha yüksek notlar, daha iyi üniversiteler, daha prestijli meslekler, daha yüksek maaşlar... Ama çok az kişi dönüp bize, "Sen ne istiyorsun?" diye sordu.
Belki de en büyük yalnızlığımız burada başladı.
Çünkü herkes bize nasıl yaşamamız gerektiğini anlattı; fakat kimse nasıl nefes alacağımızı öğretmedi. Başarı konuşuldu, huzur unutuldu. Kariyer planları yapıldı, ruhumuzun yorulduğu hiç fark edilmedi.
Oysa biz mükemmel olmak istemiyoruz.
Sadece hata yapma hakkımızın da olduğunu bilmek istiyoruz.
Düştüğümüzde "Ben söylemiştim." diyen değil, elimizden tutup "Bir daha dene." diyen insanlara ihtiyacımız var.
Çünkü gelecek, kusursuz gençlerin değil; kendisine inanılan gençlerin omuzlarında yükselecek.
Yorumlar
Kalan Karakter: