Bazıları tarihi okur…
Bazıları ise farkında bile olmadan tarihin içinde büyür.
Ben üçüncü gruptayım.
1980 yılında, jandarmanın adını duyunca kaçacak delik arayan insanların yaşadığı bir Anadolu köyünde çocuktum. Evlerde fısıltıyla konuşulan bir kelime vardı: İhtilal.
Ne olduğunu bilmiyordum.
Ama büyüklerin yüzündeki endişeyi okuyabiliyordum.
Sokaklar aynı sokaklardı, evler aynı evlerdi ama insanların bakışları değişmişti. Çocuk aklımla ilk kez şunu hissettim; demek ki bazen bir kelime bile insanların hayatını değiştirebiliyormuş.
Yıllar geçti…
Bu kez Ankara’daydım. Vatani görevimi Kara Harp Okulu Mahkemesinde zabıt kâtibi olarak yapıyordum. Takvimler 28 Şubat sürecini gösteriyordu.
Bu defa olaylara uzaktan bakan bir çocuk değildim.
Devletin tam içindeydim.
Koridorlarda konuşulanları, alınan kararların toplumda nasıl yankı bulduğunu görüyordum. Akşam saatler 21’i gösterince ışıkların yanıp söndürüldüğü, tencere ve tavaların bir enstrüman gibi çalındığını görüyordum. O günlerde anladım ki darbeler yalnızca tanklarla yapılmıyor. Bazen insanların hayallerini ellerinden alarak, bazen umutlarını sessizce tüketerek de yapılıyor.
Aradan yıllar geçti.
Hayat beni bu kez kamu hizmetine taşıdı.
15 Temmuz gecesi bir kamu çalışanı olarak görevimin başındaydım.
O gece yaşananları televizyon ekranlarından izlemedim.
O gecenin telaşını, belirsizliğini ve sorumluluğunu bizzat yaşadım.
Bir yanda millet sokaklara akıyordu.
Diğer yanda devlet kurumları dimdik ayakta kalmaya çalışıyordu.
O gece şunu çok daha iyi anladım. Devlet dediğimiz şey sadece kurumlar değildir. Devlet, gerektiğinde canını ortaya koyan milletin ta kendisidir.
Bugün geriye dönüp baktığımda hayatımın üç ayrı döneminde darbelerin üç farklı yüzüyle karşılaştığımı görüyorum.
İlkinde korkuyu öğrendim.
İkincisinde vesayetin nasıl bir yük olduğunu gördüm.
Üçüncüsünde ise millet iradesinin ne kadar kıymetli olduğunu yaşayarak anladım.
Darbeler, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, geriye kazanan bırakmaz.
Kaybeden çocukluklar olur.
Kaybeden gençlikler olur.
Kaybeden umutlar olur.
Belki de bu yüzden bugün demokrasi denildiğinde benim aklıma önce sandık değil, çocukların korkmadan büyüdüğü bir ülke geliyor.
Hukuk geliyor.
Adalet geliyor.
Milletin iradesine duyulan saygı geliyor.
Çünkü ben “ihtilal” kelimesini çocuk yaşta öğrendim.
28 Şubat’ın gölgesini asker ocağında hissettim.
15 Temmuz gecesini ise devletine hizmet eden bir kamu görevlisi olarak yaşadım.
Hiçbir çocuk benim duyduğum korkuyu yaşamasın…
Hiçbir genç geleceğini darbelerin gölgesinde aramasın…
Ve hiçbir kamu görevlisi, milletin iradesine doğrultulmuş silahların gölgesinde görev yapmak zorunda kalmasın.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: