Fırsat buldukça kitap okuyorum; özellikle de dünya edebiyatının önemli eserlerini. Kısa süre önce Lev Tolstoy’un İnsan Ne ile Yaşar? kitabını bitirdim.
1800’lü yılların, özellikle de ikinci yarısına damga vurmuş yazarların eserlerini bugün bile heyecanla okuyabilmek, onlara yabancılaşmadan kendimizi hikâyenin içinde bulabilmek tarifsiz bir duygu.
Tolstoy’u okurken, daha önceki eserlerinde olduğu gibi yine bir şeyi fark ettim:
O dönemin sorunları ve yaşantılarıyla günümüz dünyası arasında aslında sanıldığı kadar büyük farklar yok.
Düşünsenize; o günün imkânlarıyla bugünün imkânlarını, teknolojinin geldiği noktayı… İnsanlar bütün bu gelişmelerden yoksunken bile yaşadıkları sıkıntılar, kaygılar ve arayışlar bugünkülerle ne kadar da benzer.
Şaşırtıcı değil mi?
Ve fark ettim ki zaman ilerledikçe, çağ atladığımızı düşündükçe aslında insanın temel meselelerinde pek de ilerlemiş sayılmayız.
Lev Tolstoy’un İnsana Ne Kadar Toprak Gerek? hikâyesini okurken ister istemez günümüzü düşündüm.
Ve kendime şu soruyu sordum:
Ne değişti?
Şunu anladım ki Tolstoy’un anlattığı insan tipi yalnızca Rusya’ya ya da yaşadığı döneme ait değildi. O hikâyede anlatılan insan tipi, farklı isimlerle ve farklı hayatlarla bugün de aramızda yaşamaya devam ediyor.
Pahom, daha fazla toprağa sahip olursa mutlu olacağını düşünüyordu.
Önce biraz toprak istedi, sonra daha fazlasını.
Her elde ettiği şey, yeni bir isteğin başlangıcı oldu.
Toprakları büyüdü ama huzuru büyümedi.
Aslında bugün de durum çok farklı değil.
Toprak yerine evi, arabayı, makamı, parayı ya da gücü koyabiliriz.
İnsan sürekli bir sonraki hedefe ulaşmaya çalışıyor. Ulaştığında ise kısa süre sonra kendisine yeni bir hedef belirliyor.
Çünkü arzuların sınırı yok.
Bugün şehirler büyüyor, imkânlar artıyor, insanlar daha çok kazanıyor. Ancak aynı zamanda daha çok yoruluyor, daha çok kaygılanıyor ve çoğu zaman sahip olduklarının tadını çıkarmaya fırsat bulamıyor.
Belki de hayatın en önemli sorusu şudur:
Daha fazlasına mı ihtiyacımız var, yoksa elimizdekilerin değerini anlamaya mı?
Tolstoy’un yaklaşık bir buçuk asır önce sorduğu soru hâlâ güncelliğini koruyor:
İnsana ne kadar toprak gerek?
Cevap ise ne kadarına sahip olduğumuzda değil, ne zaman “Bu bana yeter.” diyebildiğimizde saklıdır.
Belki de gerçek zenginlik, daha fazlasına sahip olmakta değil; sahip olduklarımızla huzur içinde yaşayabilmektedir.
Yorumlar
Kalan Karakter: