Birçok anne babanın takvimi artık sadece kendine ait değildir.
Pazartesi yüzme, salı İngilizce, çarşamba jimnastik, perşembe etkinlik…
Çocukların hayatı da en az yetişkinler kadar planlı.
İyi niyetle yapılan bu planların arkasında aynı düşünce vardır:
“Çocuğum geri kalmasın.”
Ama bazen şu soruyu sormayı unuturuz:
Çocukluk gerçekten bu kadar planlanmalı mı?
Geçen gün bir anneyle sohbet ediyordum. “Oğlumun her günü dolu ama hâlâ ‘anne sıkıldım’ diyor” dedi. Bu cümle aslında çok tanıdık. Çünkü çocukların ihtiyacı olan şey her zaman daha fazla etkinlik değildir.
Bir başka sahne…
Yağmurlu bir günde evde kalan bir çocuk düşünün. İlk başta “Anne çok sıkıldım” diye yakınır. Televizyon açılmayınca biraz daha söylenir. Sonra evin içinde dolaşmaya başlar. Bir süre sonra mutfaktan plastik kapları alır, onları üst üste koyar, sonra bir kule yapar… Derken kendi oyununu kurar.
İşte özgür çocukluk tam olarak burada başlar.
Çocuklar boş zaman bulduklarında sıkılır. Ama o sıkılma anı, onların hayal gücünü harekete geçirir. Kendi oyunlarını kurmayı, kendi dünyalarını yaratmayı öğrenirler.
Planlı çocukluk ise başka bir şey sunar:
Disiplin, beceri ve düzen.
Elbette bunlar da çok değerlidir. Bir çocuğun farklı alanları denemesi, yeni şeyler öğrenmesi gelişimi için önemlidir. Ama her anı planlanmış bir çocuklukta, çocuğun kendine ait alanı giderek azalır.
Bir parkta otururken iki farklı çocuğu izlediğimi hatırlıyorum. Biri sürekli annesine “Şimdi ne yapalım?” diye soruyordu. Diğeri ise yerdeki bir dal parçasıyla kendi oyununu kurmuştu. Aradaki fark, aslında çocukluklarının nasıl geçtiğine dair küçük bir ipucuydu.
Belki de mesele planlı ya da özgür çocukluk arasında bir seçim yapmak değildir. Mesele dengeyi kurabilmektir.
Çocukların hem keşfedeceği alanlara hem de boşluklara ihtiyacı vardır.
Çünkü çocukluk sadece öğrenilen bir dönem değil, aynı zamanda keşfedilen bir zamandır.
Ebru Kaya’dan Bugünün Notu
Çocuklar en çok, kendi oyunlarını kurabildikleri zaman büyürler.
Yorumlar
Kalan Karakter: