Bir çocuğun ağlaması çoğu zaman yetişkinleri zorlar. Hele bir de kalabalık bir ortamdaysa, anne babalar hemen çevrenin bakışlarını hisseder. O anda en çok duyulan cümlelerden biri ise şudur:
“Ne kadar şımarık bir çocuk…”
Oysa çocukların gözyaşlarının ardında çoğu zaman şımarıklık değil, anlatamadıkları duygular vardır.
Çocuklar duygularını bizim gibi ifade edemezler. Bir yetişkin üzüldüğünde “Bugün kendimi kötü hissediyorum” diyebilir. Ama küçük bir çocuk bunu söyleyemez. Yorulduğunda, korktuğunda, hayal kırıklığı yaşadığında ya da sadece anlaşılmak istediğinde bunu çoğu zaman ağlayarak gösterir.
Geçen gün bir parkta küçük bir çocuğu izliyordum. Oyun oynarken birkaç kez kaydıraktan kaydı, koşturdu, güldü… Sonra annesi eve gitme zamanının geldiğini söyledi. Çocuk bir anda ağlamaya başladı.
Etraftan hemen tanıdık yorumlar geldi:
“İstediği olmayınca ağlıyor.”
“Çok yüz vermişsiniz.”
Oysa çocuk belki de sadece güzel geçen bir anın bitmesine üzülüyordu.
Biz yetişkinler de sevdiğimiz bir şey sona erdiğinde üzülmez miyiz? Çocukların farkı, bu duyguyu bizim kadar kontrol edememeleridir.
Bazen çocukların ağlamasının sebebi oyuncak değildir. Yorgunluk, hayal kırıklığı, kalabalık, fazla uyaran ya da sadece geçişleri yönetememek bile onları zorlayabilir.
Elbette her ağlamaya sınırsızca boyun eğmek doğru değildir. Çocukların sınırlara ihtiyacı vardır. Ama önce şunu anlamamız gerekir: Ağlamak, çocukların bize karşı kullandığı bir silah değil; çoğu zaman yardım çağrısıdır.
Çünkü çocuklar duygularını önce yaşayarak öğrenirler.
Belki de mesele ağlayan çocuğu susturmak değil, o duygunun altında ne olduğunu anlayabilmektir.
Ve bazen bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey, “Ağlama” cümlesi değil; “Seni anlıyorum” hissidir.
Ebru Kaya’dan Bugünün Notu
Çocukların gözyaşları çoğu zaman şımarıklığın değil, anlaşılma ihtiyacının sessiz dilidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: