Bu yazımda sizlerle daha önce okuduğum ama yıllar icinde unuttuğum ve yakın zamanda bir eğitim vesilesi ile yeniden hatırladığım muntazam bir takvim örneği paylaşacağım.
Hepimiz zaman zaman insanlığın başlangıcı, dünyanın başlangıcı ve hatta evrenin baslangici hakkında düşünürüz. Ama devasa büyüklükteki ölçü birimlerini ne mesafe olarak ne zaman olarak anlaybilmemiz yada işleyebilmemiz, hele ki bir gökbilimci değilsek çok zor. Akıl almaz büyüklükte bir evren var. Üstelik bilim insanlarına göre bu evren yaklaşık 13,8 milyar yaşında. Böyle büyük bir zamanı hayal etmek ise insan zihni için oldukça zor.
İşte tam da bu nedenle benim de bazı kitaplarini severek okuduğum gökbilimci Carl Sagan, yıllar önce çok etkileyici bir benzetme yaptı: “Kozmik Takvim.”
Sagan’a göre evrenin 13,8 milyar yıllık geçmişini bir takvim yılına indirgersek, yani evrenin başlangıcına 1 Ocak ve bugüne de 31 Aralık dersek, olayları anlamak çok daha kolay hale geliyor.
Bu kozmik takvimde:
Büyük Patlama, yani evrenin başlangıcı, 1 Ocak gece yarısında gerçekleşiyor.
Samanyolu Galaksisi Mayıs ayında oluşuyor.
Güneş ve Dünya ise Eylül ayında ortaya çıkıyor.
İlk canlılar Ekim ayında görülüyor.
Dinozorlar Aralık ayının ortalarında sahneye çıkıyor.Dinozorların yok oluşu ise 30 Aralık civarında gerçekleşiyor.
Peki insan?
İşte işin en çarpıcı kısmı burada başlıyor.
Modern insan, yani Homo sapiens, bu takvimde ancak 31 Aralık gecesi saat 23.52’de ortaya çıkıyor. Tarımın başlaması son bir dakikaya, sanayi devrimi ise son birkaç saniyeye denk geliyor. Hz. İsa'nın doğumu (yaklaşık MÖ 4 – MS 1 arası kabul edilir), kozmik takvimde 31 Aralık saat 23:59:55 civarına denk gelir. Hz. Muhammed'in doğumu (yaklaşık 570 MS) ise 31 Aralık saat 23:59:56–57 civarına denk gelir.
Yani kozmik takvime göre Hz İsa doğalı 5 saniye, Hz. Muhammed doğalı 3 saniye oldu henüz.
Yani bugün “uzun tarih” dediğimiz insanlık geçmişi bile, evrenin yanında göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir an kadar kısa.
Bu düşünce insana ister istemez farklı bir bakış açısı kazandırıyor.
Günlük hayatta büyüttüğümüz birçok sorun, evrenin ölçeğinde aslında küçücük kalıyor. Trafikte yaşadığımız bir tartışma, birkaç saatlik stres, kırgınlıklar, hırslar… Kozmik takvim açısından bakıldığında hepsi birkaç saniyelik olaylar bile değiller.
Ama bu durum insanı değersiz hissettirmemeli. Tam tersine…
Düşünsenize; milyarlarca yıllık bir evrende, yıldız tozlarından oluşmuş canlılar olarak varız. Düşünebiliyor, hissedebiliyor, merak edebiliyor ve evreni anlamaya çalışıyoruz. Belki de evrenin en özel yanı tam olarak budur.
Kozmik takvim bize iki önemli şey öğretiyor:
Birincisi, ne kadar küçük olduğumuzu…
İkincisi ise, bu küçüklüğe rağmen ne kadar büyük bir merak ve bilinç taşıdığımızı.
Belki de bazen gökyüzüne biraz daha uzun bakmak gerekir. Çünkü hepimiz, aslında aynı kozmik hikâyenin içindeyiz.
Ben tüm bunları düşündüğümde belki 1 milyar yıl sonra bilinç düzeyindeki gelişimimizi tamamlayacağımızı, belki iletişim için daha telepatik yada daha bilinçaltı yollar geliştireceğimizi ve belki Matrix filmindeki gibi kaşığı falan düşünce gücüyle bükebileceğimizi yada ne bileyim evrenin herhangi bir köşesindeki bir yıldıza bı bakıp gelebileceğimizi falan düşünüyorum.. Daha 8 dakika önce var olmaya başlayan bir tür için iyi gidiyoruz diyebiliriz galiba.
Yorumlar
Kalan Karakter: