Bazı dostluklar vardır; zaman onları aşındırmaz, aksine parlatır. Yıllar geçer, hayat hepimizi farklı yönlere savurur, omuzlarımıza yeni sorumluluklar, yeni unvanlar, yeni kimlikler yükler. Ama sonra bir gün yeniden bir araya gelirsiniz… ve o yüklerin hiçbiri yokmuş gibi olur. Sanki zaman, sadece dışarıda akmıştır; sizin aranızda değil.
Benim iki dostum var. Bizim memleketin tabiri ile 'bebelik arkadaşı'. Tam 35 yıllık. Hayatın içinde zaman zaman birbirimizden uzak düştüğümüz, başka hikâyelere karıştığımız, farklı şehirlerde, farklı hayatların içinde kaybolduğumuz dönemler oldu. Kimi zaman aylar, kimi zaman yıllar geçti sesimizi duymadan. Ama ne zaman yollarımız kesişse, aradaki o mesafe bir anda silindi. Çünkü biz birbirimizin sadece bugününü değil; çocukluğunu, hayallerini, korkularını, ilk sevinçlerini ve ilk hayal kırıklıklarını da biliyoruz.
Birlikte büyüdüğünüz insanlarla kurduğunuz bağın adı aslında sadece “arkadaşlık” değil. O bağın içinde mahalle aralarında geçen akşamüstleri vardır, eve çağrılana kadar süren oyunlar vardır, küçük şeylerden kocaman mutluluklar çıkaran o saf zamanlar vardır. Belki aynı sıralarda oturduk, belki aynı sokakları paylaştık, belki aynı hayalleri kurduk. Ve farkında olmadan birbirimizin hayatına iz bıraktık.
İnsan, birinin geçmişine bu kadar tanıklık edince, onun bugünkü haline farklı bakıyor. Başarılar, unvanlar, statüler… Hepsi dışarıda kalıyor. Çünkü biz birbirimizin “öncesini” biliyoruz. Nereden başladığımızı, nasıl düştüğümüzü, nasıl kalktığımızı… Bu yüzden bir araya geldiğimizde kimse kimseye bir şey ispatlamak zorunda değil. Ne eksik ne fazla… Olduğumuz gibi kabul ediliyoruz.
Biz üçümüz bir araya geldiğimizde; biri yönetici, diğeri bir meslek erbabı, öteki başka bir rolün içinde değil. Biz, yine o sokaklarda koşan çocuklarız. Yine 7 yaşındaki masumiyetle, 17 yaşındaki coşkuyla gülüyoruz. Aynı esprilere gülebilmek, yarım cümlelerle anlaşabilmek, bir bakışla yıllar öncesine dönebilmek… İşte asıl zenginlik bu.
Hayat bazen insanı değiştirir. Sertleştirir, yorar, mesafe koymayı öğretir. Ama bazı dostluklar vardır ki, insanın içindeki en sade, en gerçek halini saklar. Ne zaman o dostlarla bir araya gelseniz, kendinize geri dönersiniz. Maskeler düşer, roller silinir, geriye sadece “sen” kalırsın.
Bu yüzden bu dostluk sadece geçmişin bir hatırası değil; bugünün de en kıymetli dayanağı. Bilmek… Ne olursa olsun, nerede olursak olalım, hayat bizi nasıl değiştirirse değiştirsin, bir yerlerde birbirimizi hâlâ aynı yerden anlayan iki insanın daha olduğunu bilmek… Bu, insana tarif edilmesi zor bir güç veriyor.
Bu yazı, aslında bir teşekkür. Geçmişi birlikte taşıdığımız, bugünümüze anlam kattığınız ve bana kim olduğumu unutturmadığınız için… Hayatın karmaşasında, her şey değişirken değişmeyen bir şey olduğunuzu hissettirdiğiniz için… Uzak kaldığımız zamanlarda bile bağımızın kopmadığını, sadece sessizleştiğini bildiğim için…
Ve belki de en çok şu yüzden: Yıllar sonra bile yan yana geldiğimizde, hiçbir şey olmamış gibi devam edebildiğimiz için. Araya giren zamanı açıklamak zorunda kalmadan, kaldığımız yerden gülmeye başlayabildiğimiz için.
İyi ki varsınız. İyi ki o çocukluk yıllarında yollarımız kesişmiş. İyi ki hayat, bizi tamamen farklı yerlere savurmasına rağmen, aynı yerde buluşabilme şansını elimizden almamış.
Bazı dostluklar anlatılmaz, yaşanır derler. Belki doğru… Ama yine de insanın içinden söylemek gelir:
İyi ki…
Hem de defalarca, hiç eskimeden.
Yorumlar
Kalan Karakter: