Anne olmadan önce hayatımın ritmi başkaydı. Sabahları işe yetişmenin telaşı, isimde yaşadığım performans kaygısı, gün içinde kahve molalarında edilen sohbetler, akşamları bir arkadaş buluşması ya da kendime ayırdığım küçük ama kıymetli zamanlar… Çalışan, üreten, sosyal, hobilerine vakit ayıran bir kadındım. Yorulurdum belki ama yorgunluğumun sınırları vardı. Gece başımı yastığa koyduğumda deliksiz uyuyacağımı bilirdim. Ertesi gün için planlar yapar, kendimle ilgili hayaller kurardım.
Sonra anne oldum.
Hayatımın ekseni bir anda değişti. Artık günler saatlerle değil, uykularla bölünüyor. Geceler kesintisiz bir dinlenme değil; aralıklı uyanışlar, üzerini örtmeler, nefesini dinlemelerle geçiyor. Deliksiz bir uyku neredeyse lüks bir hayal. Sabah olduğunda dinlenmiş değil, görevine hazır bir nöbetçi gibi kalkıyorum. Çünkü artık zihnim hiç susmuyor.
Yeterince gün ışığı aldı mı?
Yeterince oynadı mı?
Bugün iyi beslendi mi?
Acaba üşüdü mü, çok mu terledi?
Psikolojik olarak yeterince güvenli bir bağ kurabiliyor muyum?
Onu doğru mu yetiştiriyorum?
Bezi kaç gün daha yeter?
Maması bitti mi?
Emzirmeyi nasıl bırakacağız?
Küçülen kıyafetlerini ayırmam gerek…
Zihnimde sürekli dönen bu sorular, görünmeyen ama hiç dinmeyen bir arka plan sesi gibi. Anneliğin fiziksel yorgunluğu kadar, hatta belki ondan daha çok, zihinsel yükü yoruyor insanı. Çünkü artık sadece kendi hayatımdan değil, bir başkasının tüm varlığından sorumluyum. Onun sağlığı, mutluluğu, gelişimi… Hepsi benim dikkatime, sevgime, sabrıma bağlıymış gibi hissediyorum.
Bazen aynaya bakıyorum ve eski halimi hatırlıyorum. Daha az uykusuz, daha plansız, daha özgür… Ama sonra kızım sesleniyor 'anneee gel!'. Bir kahkaha evin içini dolduruyor. Boynuma sarılıp başını omzuma koyduğu o an, dünyadaki bütün yorgunluk birkaç saniyeliğine susuyor. O an anlıyorum ki, annelik hem en büyük tükenmişlik hem de en büyük tamamlanmışlık hissini aynı kalpte taşıyabilmekmiş.
Evet, bazen çok yoruluyorum. Bazen bunalıyorum. Bazen hiçbir şey yetişmiyor ve ben de kendime yetişemiyorum. Sosyal hayatım daraldı, hobilerim rafa kalktı, spontane planlar yerini günler hatta aylar süren hesaplara bıraktı. Ama bütün bu karmaşanın içinde büyüyen bir mucize var. Her gün biraz daha konuşan, biraz daha anlayan, biraz daha bana benzeyen bir küçük insan…
Ve bu süreç bana bir şeyi daha öğretti: Anne olmak güçlü olmak demek, ama her şeyi tek başına yapmak zorunda olmak demek değil. Yorulduğumu kabul etmek bir zayıflık değil; insan olduğumu hatırlamak. Bazen birine “Çok yoruldum” diyebilmek, birkaç saatliğine bile olsa sorumluluğu paylaşmak, destek, görülmek, anlaşılmak… İşte asıl ihtiyaç duyduğum şey bu.
Çünkü annelik bir maraton. Ve hiçbir maraton, susuz, desteksiz, tek başına koşulmuyor. Sevgiyle büyüyen bir çocuğun yanında, destekle güçlenen bir anne de olmalı. Ben hem kızımı büyütüyorum hem de bu yolculukta kendimi yeniden inşa ediyorum. Ve artık biliyorum ki destek istemek, bu hikâyenin en güçlü cümlelerinden biri.
Yorumlar
Kalan Karakter: