Tevâfuk ve tesâdüf diye iki kelime daha doğrusu iki kavram var.
Birisi “rastlantısal” olarak başımıza gelenler öteki ise belirli bir amaca yönelik olarak bize “lâyık” görülen olaylar için kullanılır.
Tesadüf, Arapça kökenli olup "rast gelmek" anlamına gelir. Genellikle faili olmayan, amaçsız ve rastgele gerçekleşen olayları ifade eder. Modern bilim ve istatistik, tesadüfü olasılık hesaplarıyla açıklamaya çalışır; evrende milyarlarca olayın gerçekleştiği bir düzlemde, bazı olayların birbirine denk gelmesi kaçınılmazdır. Bu bakış açısı, olaylar arasında bir neden-sonuç ilişkisi aramaktan ziyade, şans faktörünü ön plana çıkarır.
Öte yandan tevafuk, "uygunluk, denklik, birbirine denk gelme" anlamlarına gelir. Ancak tesadüften farklı olarak, tevafukun arkasında ilahi bir kasıt, irade ve hikmet olduğuna inanılır. Tevafuk, evrendeki düzenin ve ilahi sanatın bir tecellisi olarak görülür; olayların sadece rastgele değil, belirli bir amaca yönelik olarak bir araya gelmesidir.
Bazen sıkıntı içerisindeyken başka bir ifadeyle “darda” iken bel bağladığımız o ihtimal gerçekleşmediğinde karamsarlığa kapılırız. Çoğunlukla bu ihtimalin “tesadüfen” gerçekleşmesi de pek mümkün değildir. Salt olarak “ilâhi” bir müdahale ya da dokunuş gerekir. Bu bahsettiğim müdahale o kadar önemlidir ki sırf bu yüzden “agnostik” ya da “ateist” olan insanlar tanıyorum. Bunun tersi de mevcut.
Pirinç Tanesi Metaforum
Şimdi bir çuval pirincin içinde birbirini arayan iki pirinç tanesi düşünelim. Çuval elli kiloluk olsun. Pirinç tanesinin kütlesini de (1 pirinç tanesi ≈ 0.025 gram, çuvalda 2 Milyon pirinç var) düşündüğümüzde bu iki pirinç tanesinin karşı karşıya gelme ihtimali nedir? Pirinç tanelerinin “iradeleri” ve hareket kabiliyeti olduğunu da ekleyelim. Sadece birini değil, birbirini arıyorlar. Yani her ikisinin de niyeti aynı: Ötekiyle karşılaşmak. Daha önce yanlış tanelere rastlamışlar. Eğer her iki pirinç tanesini de iyi tanıyan biri çuvala dışarıdan müdahale etmiyorsa “birini” değil de “birbirini” arayan iki pirinç tanesinin karşılaşma olasılığı nedir?
Bu iki tanenin karşılaşma ihtimali nedir?
Matematikçi hemen kağıdı kalemi alır: “Bir pirinç tanesi 0.025 gram, çuval 50 kilo, yani yaklaşık 2 milyon tane. Hacim yaklaşık 70 litre. İki tanenin aynı anda aynı noktada buluşma olasılığı 70 milyonda 1’den daha az. Üstelik çuval sürekli hareket halinde. Bu karşılaşma istatistiksel olarak imkânsıza yakın” der.
Fizikçi: “Eğer tanelerin iradesi yoksa, birbirini bulmaları için milyonlarca yıl gerekir” der.
Bilimsel Açıklamalar Yetersiz Kalıyor
Ama işte mesele tam burada düğümleniyor: Bu iki tanenin iradesi ve hareket kabiliyeti de vardır. Birini değil, birbirini ararlar. Yani sadece arayan değil, aynı zamanda bulunmayı da arzulayan iki varlıktır onlar. İşte o zaman matematik susar. Çünkü irade, olasılık tablolarının dışındadır. Matematikçi ve fizikçinin bakış açısı, dünyayı sadece görünen ve ölçülebilen boyutlarıyla ele alır. Ancak "irade" faktörü devreye girdiğinde, bu bilimsel açıklamalar yetersiz kalır. İşte tam bu noktada, çuvalın dışından, içindeki her taneyi ve her tanenin niyetini bilen bir "göz"ün varlığına ihtiyaç duyulur. Bu göz, dini bakış açısıyla Allah, felsefi bakış açısıyla evrensel bir bilinç veya edebi bakış açısıyla ise kaderin yazarıdır. Bu "göz", sadece birini değil, "birbirini" arayan iki iradeyi, doğru zamanda ve doğru yerde bir araya getirir. Bu, kör bir tesadüf değil, bilinçli bir "tevafuk"tur.
Pirinç taneleri metaforu, tevafukun çok katmanlı yapısını anlamak için güçlü bir araç. Elli kiloluk bir pirinç çuvalında birbirini arayan iki pirinç tanesinin "iradesi" olması, matematiksel olasılıkları anlamsız kılar. Çünkü irade, sadece fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda bir niyet, bir arayış ve bir özlemdir. Bu niyet, ilahi iradeyle kesiştiğinde, imkansız görünen karşılaşmalar mümkün hale gelir. Allah'ın Alîm (her şeyi bilen), Müdebbir (her şeyi çekip çeviren, yöneten) ve Latîf (en ince ayrıntıları bilen, lütfeden) isimleri, tevafukun ilahi kökenini açıklar.
Tesadüf Kördür
Peki bu iki tane, kalabalığın içinde nasıl birbirini bulur? Cevap basit gibi görünür ama derindir: Onları birbirine denk getiren birinin ya da bir gücün olması gerekir. Düşünün. Çuvalın dışından, içini olduğu gibi gören birisi olmalı ki, hangi tanenin nerede olduğunu bilsin, hangi tanenin hangi taneyi aradığını bilsin. Sonra da uygun bir anda, uygun bir yerde, onları yan yana getirsin. İşte buna tevafuk denir. “Tesadüf” değil, “Tevafuk.” Tesadüf kördür. Rastlantıdır. Ne yaptığını bilmez. Tevafuk ise bir bilenin, bir âlimin, bir sevenin işidir.
Hayat, elli kiloluk bir çuval pirinç gibidir. İçinde iki milyon tane pirinç tanesi vardır. Her bir tane, bir insandır. Kimi sıradandır, kimi özel olduğunu sanır. Ama hepsi aynı çuvalın içinde çalkalanır durur.
Bu kadar doğru bir tesadüf, tesadüf değildir
Şimdi bir âşığın varoluşsal sorgulamasına gelelim. O iki pirinç tanesi, aslında birbirini arayan iki insandır. Belki sizsiniz. Belki karşınızdaki. Daha önce yanlış kişilere tutundunuz, yanlış yerlerde buldunuz kendinizi. Sonra bir gün, hiç beklemediğiniz bir anda, hiç hesapta olmayan bir yerde, karşınıza çıkar o öteki tane. Ve anlarsınız ki bu bir rastlantı olamaz. Çünkü bu kadar yanlışın içinde bu kadar doğru bir tesadüf, tesadüf değildir.
Agnostik dostlarım bilirler: “İlahi bir müdahale var mı?” sorusunun cevabını bulamasalar da, bazı karşılaşmaların altında bir dokunuş olduğunu hissederler. Hatta kimileri tam da bu yüzden agnostik kalır: “Ya gerçekten bir dokunuş varsa, ama ben onu kanıtlayamıyorsam?” diye düşünürler. Oysa tevafuk, kanıtlanmak için değil, yaşanmak içindir.
Felsefi Açıdan
Carl Jung'un eşzamanlılık kavramı, tevafukun felsefi karşılığı olarak öne çıkıyor bence. Jung, iki veya daha fazla olayın nedensel bir bağlantısı olmaksızın, ancak anlamlı bir şekilde bir araya gelmesini eşzamanlılık olarak tanımlar. Bu, sadece dışsal bir olay değil, aynı zamanda kişinin içsel durumuyla da bağlantılıdır. Örneğin, bir kişi yoğun bir şekilde bir konuyu düşünürken, o konuyla ilgili bir bilgiye veya kişiye rastlaması, Jung'a göre bir eşzamanlılıktır.
Ve belki de bütün mesele, sadece fiziksel bir harekete değil aynı zamanda bir niyet, bir arayış ve bir özleme sahip olunması gerektiğidir. Bu dört unsur, ilahi iradeyle kesiştiğinde, imkansız görünen karşılaşmalar mümkün hale gelir. Ve tevafuk sayesinde bir araya gelmiş insanlar, birini değil birbirini bulmuş tüm insanlar gibi “erdemli” duruşlarını kaybetmeden birlikte yürümeye devam etmelidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: