Zaman çok değişti,
Likit diyorlar, akışkan, kaçıngan diyorlar,
Öpüşken, sevişken bile diyebiliyorlar ama,
Sevgilim veya sana aşığım diyemiyorlar.
Peki ben sana ne diyeceğim diyorum,
‘Kiraz çekirdeği’ diye seslen diyorlar.
Yok anasının at kestanesi!
Neymiş; tanımlamalar beklenti yaratırmış.
Beklenti olursa ne olurmuş!
Hayal kırıklıkları olurmuş.
Olursa ne olurmuş!
Seni bir gün içinde,
Altı bin kere öpen adama,
Muşmula desen bile,
Ardından gözyaşı dökmeyecek misin?
Koynunda uyuduğun adama,
Neden sevgilim diyemiyorsun mesela?
Sen bana nasıl sesleneceksin diyorum,
‘Hocam’ derim diyor!
Dolmuş şoförü de bana hocam diyor.
Senin bir farkın olsun diyorum!
O zaman ‘olum’ derim diyor.
Yerinde edilen küfür şiir gibidir de,
Ben şair değilim işte.
Sıradan bir beşerim maalesef.
Sen bu beşerle yemek yap,
İçinin yağları erisin.
Ona kahvaltı hazırla,
O minnetinden elini ayağını öpsün.
Beşeri tutup mağarasından çıkar,
O minnetinden seni her yerinden öpsün.
Beşere yeniden kelimeyi bahşet,
O minnetinden senin için redifleri büksün,
Beşeri kendine aşık et!
Ama sana sevgilim diyemesin…
Geçen gece üstada seni anlatırken,
Zekice bir soruya cevap ararken,
Dalmışım, ağlamışım sebepsizce…
Üstat anlamıştı, ben de anlamıştım.
Redifler dize gelse, kelimeler bükülse,
Âşık olduğum kadına,
Neden sevgilim diyemeyeceğimi,
Bunu bana anlatamazlar.
Âşık olmuşum ben sana!
Ama bunu sana söyleyemiyormuşum.
Sırf sen korkup kaçma diyerekten.
Modern olacağız derken,
Mühim olan her şeyin içini boşalttınız.
Tebrikler hocam! Sefilleri baştan yazdınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: