Yuval Noah Harari'nin Homo Sapiens kitabını okudunuz mu? Okumadiysaniz tavsiye ederim. Yıllar önce orada okuyup, 'ne kadar mantıklı' diye düşündüğüm bir bölümü sizlerle de paylaşmak ve günümüzde neye evrildigi hakkında fikirlerimi yazmak istedim.
Bir çok tür arasında nasıl oldu da homo sapiens (modern insan) yok olmadan ve daha da güçlenerek (yetkinlik, bilişsel beceri, sayı, survi gibi pek çok anlamda) günümüze kadar gelebildi hiç düşündünüz mü?
Çok kısaca anlatmaya çalışayım.
Beynimizin sosyal ilişkileri takip edebilme kapasitesine dayanarak, insanın surdurulebilir ve anlamlı sosyal ilişki kurabileceği kişi sayısı yaklaşık 150 kişi civarıdır(Dunbar sayısı). Ve kritik bir devrim diyebileceğimiz dedikodu sayesinde insanlar yaklaşık 150 kişilik guruplar halinde yaşayabildi. Ve 150 kişi içinde kime güvenilir kime güvenilmez, kim iyi gözcüdür, kim iyi mızrak kullanır, kim bencildir gibi bilgiler dedikodu sayesinde hızla yayıldı. Bu da gurup içinde güven ortamı ve işbirliği yarattı. Kuralları çiğneyenler hakkında konuşuldu ve bu da bir sosyal denetim mekanizması oluşturarak insanları düzgün davranmaya sevk etti. Topluluk içindeki bağları kuvvetlendirdi ve biz olma bilincini destekledi. Öyle ki, bugün bile dedikodu yaptığımız kişilerle kendimizi yakın hissederiz. Dedikodu boş muhabbet gibi görünse de, insan türünü dünyanın hakimi noktasina getiren bilişsel devrimin önemli yapı taşlarından biri.
Peki günümüzde durum ne? Hemen kendi sosyal medya hesabıma bakıyorum ve takip ettiğim, beni takip eden derken yaklaşık 2500 kişi civarında insanla etkileşime maruz kalıyorum (bunu düzeltmem lazım belli ki). Ve bu Dunbar sayısının kat be kat fazlası. Şuan pek çoğumuz günün en az yarım saatini 150 üzerinde insanın ne yaptığına bakarak, neler yaşadığını yorumlamaya yada anlamlandirmaya çalışarak geçiriyoruz. Yani aslinda devasa bir dedikodu kazanındayız.
'E tamam, madem dedikodu iyi bir şeymiş, fazlası da iyidir galiba' diye düşünebilirsiniz ama bunun matematiği doğru orantılı değil, henüz değil. Çünkü sosyal medyada inanılmaz bir hız var, bilgi kirliliği var, ait olma hissinden ziyade görünür olma, göz önünde olma çabası var. Eskiden kabileler 150 kişi civarında, dedikodu yüzyüze yapılıyordu. Şimdi algoritmalarla yönlendirilen hatta yönetilen binlik, milyonluk kabileler var. Ve kim iyi mızrak atar sorusunun cevabı aslında yok. Kim 'iyi mızrak atıyormuş gibi görünür?' sorusunun cevabı var daha çok. İlkel beynimiz ne milyonluk bir kabileye ne de bu hıza alışamadı. Ve bu korkunç fark insanlarda, huzursuzluk, mutsuzluk, ait olmaya çalışma mecburiyeti ve bana göre, neticesinde de kutuplaşma getirdi. Şöyle ki, ben bir fikri begeniyorum, destekliyorum ve bununla ilgili bir içerik üretiyorum. Benim gibi düşünen insanlar bu içerik etrafında toplanıyor, toplanmayanlar ise kim biliyor musunuz? Diğerleri. Dini, siyasi, fikri birçok konuda kutuplastikca daha fazla kutuplasiyoruz. Kutuplar keskin sınırlarla ayrılıyor. Yada 'influence' ediliyoruz mesela dış görünüş konusunda. Etrafinizda birbirine çok benzeyen insanlar sizin de dikkatinizi cekiyordur. Çünkü 'o' bir güzellik standardı olarak sunuldu, algoritma bizi ona yönlendirdi ve ait olma hissiyle gidip biz de aynı tornadan geçtik...
Özetle, dedikodu yapalım ama yavaş, yerel, yüzyüze, ait olduğumuz gurubun çıkarını korumak gibi amaçlarla, güvenilirlik oranı yüksek kaynaklarla yapalım. Sosyal medyada ortaya atılan abartılı, yanlış hatta yalan, baglamsiz ve abartılı herhangi bir konu üzerinden değil.. Şöyle çayımızı kahvemizi alıp(ben kahve tercih ederim), güvendiğimiz birkaç arkadaşla, annemizle, kardeşimizle oturup iki lafın belini kırarak yapalım.
Hadi afiyet olsun
Yorumlar
Kalan Karakter: