Sabah gözümüzü açıyoruz, gün daha başlamadan şikâyetler başlıyor. Hava çok sıcak, hava çok soğuk, trafik çok yoğun, maaş yetersiz, gençler saygısız, yaşlılar anlayışsız, hizmet eksik, fiyatlar yüksek...
Şikâyet etmek, insanın doğasında var. Çünkü insan, eksik gördüğü şeyi dile getirerek daha iyisini isteme hakkına sahiptir. Zaten ilerlemenin temelinde de mevcut durumu sorgulamak yatar. Ancak son yıllarda dikkat çeken bir durum var: Sorunları konuşmaktan çok, şikâyet etmeyi alışkanlık haline getirmiş gibiyiz.
Aradaki fark önemli.
Sorunları konuşmak çözüm arayışını beraberinde getirir. Şikâyet etmek ise çoğu zaman sadece rahatsızlığı dile getirmekle sınırlı kalır. Birinde hareket vardır, diğerinde ise sadece tekrar. Sosyologlar, modern toplumlarda memnuniyetsizliğin arttığını söylüyor. Bunun sebeplerinden biri, insanların geçmişte sahip olmadıkları imkânlara kavuşmalarına rağmen beklentilerinin çok daha hızlı yükselmesi. Dün hayal gibi görünen birçok şey bugün sıradan kabul ediliyor. Bir zamanlar günler süren haberleşme artık saniyeler içinde gerçekleşiyor. Ulaşım, sağlık ve iletişim alanlarında büyük gelişmeler yaşanıyor. Buna rağmen insanların memnuniyet seviyelerinde aynı oranda bir artış görülmüyor. Çünkü beklenti büyüdükçe, memnun olmak zorlaşıyor. Sosyal medyanın da bu süreçte önemli bir etkisi var. İnsanlar artık sadece kendi hayatlarıyla değil, dünyanın dört bir yanındaki insanların hayatlarıyla da kendilerini karşılaştırıyor. Sürekli daha iyisini, daha güzelini ve daha fazlasını gören birey, sahip olduklarını fark etmekte zorlanıyor. Sonuç olarak şikâyet etmek neredeyse günlük bir refleks haline geliyor. Elbette burada yanlış anlaşılmak istemem. Şikâyet edilmesi gereken konular vardır ve olmalıdır da. Eksik hizmetler, adaletsizlikler, ekonomik sıkıntılar veya toplumsal problemler dile getirilmelidir. Çünkü sessizlik bazen sorunların büyümesine neden olur. Ancak şikâyetin de bir amacı olmalıdır. Eğer dile getirilen her sorunun sonunda "Peki ne yapabiliriz?" sorusu sorulmuyorsa, o şikâyet zamanla sadece bir yakınmaya dönüşür. Yakınma ise ne kişiye ne de topluma fayda sağlar.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, şikâyet etmekten vazgeçmek değil; şikâyeti çözüm üretme kültürüyle birleştirmektir. Bir kaldırım bozuksa bunu söylemek gerekir ama nasıl düzeltilebileceğini de konuşmak gerekir. Bir gençlik sorunu varsa eleştirmek gerekir ama gençlere nasıl fırsatlar sunulabileceğini de düşünmek gerekir. Toplumları ileri taşıyan şey, kusursuz olmaları değildir. Kusurlarını görüp onları düzeltme iradesi göstermeleridir.
Gelin bu hafta kendimize küçük bir soru soralım: Gün içinde kaç kez şikâyet ediyoruz ve bunların kaçında bir çözüm önerisi sunuyoruz? Belki de cevap, hem bireysel hem toplumsal olarak nerede durduğumuzu göstermeye yetecektir.
Bir fikrimiz olsun: Şikâyet etmek kolaydır. Zor olan, çözümün bir parçası olabilmektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: