Yazımdaki başlığın ana fikri ise “Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’dan dörder goller yiyen bir takımın özeti: Dört dörtlük bir çöküş.” Ama çöküş kelimesini yazmaya elim el vermedi.
Bu sezon ligde Dört Büyükler diye tabir edilen takımlara karşı oynanan maçlarda alınan skorlara bakınca kabus gibi bir sezon olduğu aşikar.
Kayserispor için artık süslü cümlelerin, “düzeliriz” temennilerinin, sabır çağrılarının hiçbir karşılığı kalmadı. Ortada net bir gerçek var: Bu takım haftalardır sahada yok. Ruh yok, direnç yok, karakter yok.
29 hafta sonunda 23 puan… Ligin en çok gol yiyen takımı, en az gol atanlardan biri… Ve büyük maçlarda adeta teslim olan bir görüntü. Kayserispor, bu sezon “büyük takım” maçlarına çıkmamış, sanki sadece formalite gereği sahaya adım atmış gibi. Fenerbahçe karşısında alınan 4-0’lık son yenilgi ise bu acı tablonun zirvesi oldu. Ne bir reaksiyon, ne bir isyan… Hiçbir şey yok!
Galatasaray’dan 8, Fenerbahçe’den 8, Trabzonspor’dan 7, Beşiktaş’tan 5 gol yemek… Bu artık “kötü gün” değil, bu doğrudan organizasyonel çöküştür. Galatasaray, Trabzonspor, Fenerbahçe ve Beşiktaş karşısında oynanan 8 maçta alınan sıfır puan… Sadece skorlar değil, oyunun kendisi de utanç verici seviyede.
Peki suç kimde?
Yönetim sezon başında bir “proje” ortaya koydu ama o projenin içi boş çıktı. Yanlış teknik direktör tercihi, tutmayan transferler, plansız hoca değişiklikleri… Bu kadar hatanın üst üste geldiği bir sezonda zaten farklı bir sonuç beklemek hayalcilik olurdu. Sahaya çıkan kadroda ne bir oyun planı var ne de bir sistem.
Kalede yaşanan kriz sezonun daha ilk haftasında sinyalini verdi. Tribünle gerilim yaşayan kaleci meselesi kapatıldı sanıldı ama aslında hiç kapanmadı. O gün bastırılan problem, bugün ligin en çok gol yiyen takımı olarak karşımıza çıktı. Bu bir tesadüf değil, doğrudan yönetim zaafıdır.
Hücum deseniz o daha da vahim. Gol atamayan, pozisyon üretemeyen, rakip kalede tehdit olamayan bir takım… Bu ligde gol atamadan kalamazsınız. Savunma zaten alarm veriyor, üstüne bir de hücum yok. Böyle bir denklemde ligde kalmayı konuşmak bile abes.
Ama asıl mesele şu: Bu takım mücadele etmiyor!
Taraftar skorun peşinde değil, mücadele görmek istiyor. Yenil ama savaş, yenil ama koş, yenil ama rakibi rahatsız et! Sahada ilk golü yiyince dağılan, oyundan düşen, reaksiyon veremeyen bir takımın Süper Lig’de yeri yok. Bu kadar net.
Kalan haftalara bakıyoruz… Kağıt üzerinde hâlâ umut var. Ama futbol kağıt üzerinde oynanmıyor. Sen sahada yoksan, o matematiğin hiçbir anlamı yok. İç sahada oynanacak maçlar “final” niteliğinde ama o finali oynayacak mental güç bu takımda var mı? İşte asıl soru bu.
Rakipler de zor fikstürlere çıkacak, evet. Ama en azından mücadele ediyorlar. Sen ise haftalardır sadece izliyorsun. Bu ligde kalmak istiyorsan önce sahaya çıkacaksın, savaşacaksın, ter dökeceksin.
Aksi halde sonuç kaçınılmaz:
Bu şehir Süper Lig’e veda eder.
Ve kimse kusura bakmasın, bu bir “kader” değil… Bu, göz göre göre gelen bir düşüştür.
Yorumlar
Kalan Karakter: