Trendyol Süper Lig’in 19. haftasında Kayserispor, Kadir Has Stadı’nda konuk ettiği Başakşehir karşısında sahadan 3-0’lık net bir mağlubiyetle ayrıldı. Skor tabelası kadar sahadaki görüntü de düşündürücüydü. Çünkü dün Kayserispor sadece maçı değil, reflekslerini de kaybetmiş gibiydi. Resmen donduk kaldık.
Devre arası tam 6 transfer yapıldı. Ama sahaya baktığınızda bu transferlerin etkisini görmek mümkün değildi. Dördü yedek kulübesinde, biri geldiği gibi kaçtı, son transfer ise maçı locadan izledi. Bu tablo bile aslında Kayserispor’un plansızlığını ve aceleciliğini tek başına özetliyor.
Hava soğuktu. Saat olumsuzdu. Tribünlerdeki boşluk biraz da bundan kaynaklandı elbette. Ama sadece hava şartlarına bağlamak büyük bir kaçış olur. Taraftar artık istikrarsız, ne oynadığı belli olmayan bu takıma mesafeli. Güven duygusu kaybolmuş durumda.
Maça her ne kadar hareketli başlamış gibi görünsek de, Başakşehir ile aramızdaki kalite farkı çok kısa sürede ortaya çıktı. Yapılan basit bir hata, gelen penaltı golü… Geriye düştükten sonra Kayserispor’un oyunda kalma direnci tamamen kırıldı. İşler adeta sarpa sardı.
Taraftar meselesine de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. “Bir şey olsa da ıslıklasak” modundan ne zaman çıkılacak gerçekten bilmiyorum. Destek yerine köstek olma konusunda oldukça mahiriz. Dün özelinde söylemiyorum ama bu takım kendi sahasında daha ürkek, deplasmanda ise bu sezon daha rahat oynuyor. Bunun bir nedeni de iç sahadaki baskı.
İkinci yarıda da sahadaki isteksizlik devam etti. Ramazan’ın talihsiz şekilde kendi kalesine attığı gol, maçın fişini 67. dakikada çekti. Ondan sonra bırakın geri dönüşü; oyuncular adeta “taraftar beni ıslıklamasın” diye toptan kaçar hale geldi. Mental olarak kopmuş bir takım izledik.
Skor daha da farklı olabilirdi. Zaten bu sezon çok gol yemeye alıştık. Ne yazık ki buna hâlâ bir çare bulunabilmiş değil. Ne transferle ne de takım içinden bir çözüm üretilememesi artık teknik heyetin de hanesine eksi olarak yazılıyor. Gol yerseniz oyuna tutunamazsınız. Önce kaleyi sağlama almak gerekir.
Yönetime de bir ince dokundurma yapmadan olmaz. Transfer tahtasını açmak, oyuncuların ödemelerini yapmak bu ortamda gerçekten önemli ve alkışlanması gereken işler. Ancak doğru transfer yapmak da en az bunun kadar önemli. “Adam almış olmak için adam almak”, yanlışı başka bir yanlışla kapatmak bu takıma zarar veriyor.
Burak Kapacak örneğini biri bana anlatsın lütfen. Bu sezon Kayserispor'da 9 lig 1 Türkiye Kupası olmak üzere 10 maça çıkmış. Bu maçlardan sadece Türkiye Kupası'ndaki Niğde Belediye maçı ilk 11! Ve sadece sahamızda Samsunspor'a 3-1 yenildiğimiz maçta Onugkha'ya 1 asist yapmış. Yani bu takımda ne başarmış ki bonservisi alındı? Eğer belli bir maç sayısının üzerinde oynarsa zorunlu satın alma opsiyonu vardıysa; kaç maç bu? Ne katkı verdi? “Olur, olacak” diye alındıysa geçmiş olsun. Umarım bizi yanıltır da haklı çıkar, ama şu ana kadar sahadaki tablo bunu göstermiyor.
Ve son olarak… Dünkü maçta sadece sahada değil, basın tribününde de donduk. Isıtıcılar çalışmadı. Bilgisayar başında ellerimiz donduğu için yazı yazamaz hale geldik. Eğer amaç eleştirilerin önüne geçmek, yazmamızı engellemekse; bu da yönetim adına ayrı bir “başarı hikâyesi” olur.
Biz basın tribününde donarken, taraftarın ne halde olduğunu düşünmek bile istemiyorum. “Taraftar maça gelmiyor” demek kolay. Ama ödediği paranın karşılığında insani bir konforu sağlamak da yönetimin sorumluluğu. Bu konuya mutlaka bir çözüm bulunmalı.
Dün sahada Kayserispor dondu kaldı. Tribünde taraftar dondu. Basın tribününde biz donduk.
Bu şehir, bu takım, bu arma bunu hak etmiyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: