Trendyol Süper Lig’in 25. haftasında oynanan Kayserispor – Trabzonspor karşılaşması sadece bir futbol maçı değildi. Sahada yaşananlar, Türk futbolunda artık alışkanlık haline gelen bir tartışmanın yeni bir perdesiydi.
Bugün Kayseri’de oynanan maçın skoru tabelada 1-3 yazıyor olabilir. Ancak bu maçın hikâyesi skordan ibaret değil. Bu karşılaşma, Türk futbolunda adalet tartışmasının bir kez daha alevlendiği bir gecedir.
Maçın henüz 8. dakikasında Dorukhan Toköz’e gösterilen kırmızı kart, karşılaşmanın kaderini belirleyen ilk kırılma anı oldu. Ve adım kadar eminim bu kırmızı kart Kayserispor'dan başka hiçbir takıma bu kadar kolay çıkarılamazdı. Hem de kendi sahasında. Bu kart yüzünden Kayserispor neredeyse 90 dakika boyunca 10 kişi mücadele etmek zorunda bırakıldı. Zaten ligde kalma savaşı veren bir takım için bundan daha ağır bir yük olabilir mi?
İlk yarının uzatma dakikalarında Paul Onuachu’nun biri penaltıdan olmak üzere golleriyle gelen skor üstünlüğü, sahadaki dengeyi tamamen değiştirdi. İkinci yarıda fark üçe çıktı. Kayserispor ise pes etmedi, mücadeleyi bırakmadı ve 83. dakikada Onugkha’nın golüyle skoru 1-3’e getirdi.
Ama mesele gol değil, mesele mücadele, mesel artık futbol değil.
Mesele adalet.
Çünkü bu maçın ikinci perdesi sahada değil, hakem odasında yazıldı.
Orta hakem Cihan Aydın ve VAR hakemi Özgür Yankaya tarafından verilen ve verilmeyen kararlar, Kayserispor cephesinde artık “insani hata” sınırlarını aşan bir tabloya dönüştü.
Kulübün maç sonrası yaptığı açıklama aslında bir isyanın özetidir.
Çünkü bu sezon Kayserispor’un yaşadığı hakem tartışmaları artık tek bir maçın konusu olmaktan çıkmıştır.
Haftalardır:
-
Verilmeyen goller
-
Görmezden gelinen pozisyonlar
-
Tartışmalı kartlar
-
VAR’a rağmen değişmeyen hatalar
Hepsi üst üste geliyor.
Ve doğal olarak şu soru artık daha yüksek sesle soruluyor:
Bu gerçekten sadece hata mı?
Özellikle VAR hakemi Özgür Yankaya’nın geçmişte orta hakem olarak görev yaptığı bir maçta açık ofsayt olan bir golü geçerli sayması hâlâ hafızalarda. Bugün VAR koltuğunda oturmasına rağmen benzer tartışmaların yeniden yaşanması, Türk futbolunun hakem sistemine olan güveni biraz daha aşındırıyor.
Kayserispor sahada savaşan bir kulüp.
Mücadele eden bir kulüp.
Ayakta kalmaya çalışan bir kulüp.
Ama görünen o ki sadece rakiplerle değil, sistemin kendisiyle de mücadele etmek zorunda bırakılıyor.
İşin bir de başka boyutu var.
Türkiye Futbol Federasyonu tarafından yapılan fikstür planlaması da ayrı bir tartışma konusu. Ligin başından beri yapılan garip planlama o kadar saçma bir duruma dönüştü ki artık puan sıralamasında doğrudan rakiplerden biri olan Fatih Karagümrük ile oynanacak hayati maçın Ramazan arefesinde saat 16.00’ya konulması nasıl bir planlamadır?
Bu şehir kendi sahasında doğru düzgün bir gün ve saat diliminde maç oynayamayacak mı?
Bu soruyu sormak artık bir zorunluluktur:
Kayseri’nin suçu ne arkadaş?
Kayseri şehri yıllardır Türk futboluna değer katmış bir şehir.
Tribünleriyle, futbol kültürüyle, mücadele ruhuyla.
Ama bugün gelinen noktada Kayserispor sadece rakipleriyle değil, hakem kararlarıyla, VAR tartışmalarıyla ve tartışmalı planlamalarla da mücadele etmek zorunda kalıyor.
Artık bu şehir şunu görmek istiyor:
Adalet.
Sadece adalet.
Kayserispor ligde kalmak için mücadele ediyor. Futbolcular sahada alın teri döküyor. Teknik ekip emek veriyor. Taraftar umutla tribüne geliyor.
Bu emeği gasp etmek kimsenin hakkı da değildir, haddi de değildir.
Bugün Kayseri’de sahada oynanan şey bir futbol maçıydı.
Ama yaşananlar futbolun çok ötesine geçti.
Artık bu şehir kenetlenmeli.
Eğer sahada bir “Ali Cengiz oyunu” oynandığını düşünenler varsa, Kayseri buna en güçlü cevabı birlik olarak vermelidir.
Çünkü mesele sadece bir maç değil.
Mesele Kayserispor’un hakkıdır.
Bugün masaya yumruğumuzu sert vurmazsak yarın daha çok hakkımızı yiyeceklerini gösterdiler.
Yorumlar
Kalan Karakter: