28 Şubat 2026 sabahı itibarıyla Ortadoğu, bir kez daha İsrail'in sınır tanımaz askeri ihtiraslarının ve bölgesel hegemonya arayışının bedelini ödüyor. İsrail ve ABD'nin; Tahran, İsfahan ve Kum gibi İran'ın siyasi ve demografik can damarlarına yönelik başlattığı hava saldırıları, barış umutlarını geri dönülemez bir karanlığa sürüklüyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın bu fütursuzluğu "önleyici saldırı" söylemiyle meşrulaştırmaya çalışması, uluslararası hukukun ve egemenlik haklarının Tel Aviv yönetimi tarafından ne derece hiçe sayıldığının açık bir ilanıdır.
Diplomasiyi Sabote Eden Kurumsal Saldırganlık
Bu harekat, salt İran'ın askeri kapasitesine değil, bizzat diplomatik çözüm çabalarına yapılmış ağır bir sabotajdır. Cenevre'de yürütülen müzakereler masadayken sivri bir askeri tırmanışa geçmek, İsrail'in bölgesel bir istikrar değil, tam aksine kendi çıkarlarına hizmet eden sürekli bir kriz ve çatışma ortamı arzuladığını kanıtlıyor. "Tehditleri kaynağında yok etme" doktrini, yıllardır orantısız güç kullanımını, işgalleri ve ihlalleri perdelemek için kullanılan son derece tehlikeli ve ucu açık bir bahaneye dönüşmüş durumda.
Sivillerin ve Bölgesel İstikrarın Rehin Alınması
Hedef alınan bölgelerin sadece izole askeri üslerle sınırlı kalmayıp, sivil yerleşimlere yakın idari ve stratejik merkezleri de kapsaması, asıl amacın bir ülkeyi tümüyle felç etmek olduğunu gösteriyor. Birkaç saat içinde İsrail, İran ve Irak hava sahalarının sivil havacılığa kapatılmasıyla tüm bölge adeta nefessiz bırakıldı. Milyonlarca sivilin can güvenliği ve koca bir coğrafyanın istikrarı, İsrail'in kendi iç siyasi hesaplarına ve güvenlik paranoyalarına kurban ediliyor.
Yıkım Üzerine İnşa Edilen Güvenlik İllüzyonu
İsrail'in yıllardır sürdürdüğü bu pervasız "saldırarak savunma" mantalitesi, Ortadoğu'ya bugüne kadar kan, gözyaşı ve kalıcı husumetten başka hiçbir şey getirmedi. Kendi güvenliğini, komşu ülkelerin istikrarsızlaştırılması ve yıkımı üzerine inşa etmeye çalışan bir devlet aklı, sürdürülebilir bir barış yaratamaz; yalnızca kendi yarattığı o şiddet sarmalını büyütür. ABD'nin de kayıtsız şartsız bu tehlikeli kumara ortak olması, küresel güç dengelerinin Ortadoğu'daki yangına nasıl körükle gittiğinin tarihi bir vesikasıdır.
Ortada bir meşru müdafaa değil; uluslararası toplumun süregelen sessizliğinden, çifte standardından ve cezasızlıktan güç alan fütursuz bir devlet saldırganlığı durmaktadır.
Yorumlar
Kalan Karakter: