Geride bıraktığımız günlerde Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da okullarımızı hedef alan, yüreklerimizi yakan o dehşet verici saldırılar, sadece güvenlik açıklarıyla veya bireysel şiddet eğilimleriyle açıklanamayacak kadar derin bir yaraya işaret ediyor. Bu trajedilerin ardında yatan ve yüzleşmekten çoğu zaman kaçındığımız devasa bir sorun daha var: Sosyal medyanın geldiği nokta.
Şiddet artık sadece fiziksel dünyada aniden ortaya çıkmıyor; dijital dünyanın dehlizlerinde filizleniyor, besleniyor ve ne yazık ki kendine bir sahne bulabiliyor
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki olayların arka planına baktığımızda, failin ayak seslerini aslında siber dünyada çok önceden duyurduğunu görüyoruz.
Sanal İpuçları: Bu tür şiddet eylemleri genellikle bir boşlukta aniden var olmaz. Saldırganların eylem öncesinde sosyal medya platformlarında niyetlerini açıkça beyan eden yorumlar bıraktığı, sanal mecralarda adeta bir "uyarı" mesajı verdiği bir tabloyla karşı karşıyayız.
Algoritmik Körlük: Milyarlarca verinin aktığı bu platformlar, zararlı ve tehlikeli içerikleri filtrelemek yerine, ne yazık ki daha fazla etkileşim getiren sansasyonel tartışmaları öne çıkarıyor. Gerçek bir tehdit, dijital gürültünün içinde sıradan bir mesaj gibi kaybolup gidiyor.Sosyal medya, tehlikeyi önceden tespit edip engellemek için güçlü bir erken uyarı sistemi olabilecekken; maalesef öfkenin normalleştiği, saldırganlık eğilimlerinin pervasızca sergilendiği bir yankı odasına dönüşmüş durumda.
Olayların hemen ardından yaşananlar ise en az saldırıların kendisi kadar sarsıcıydı. Toplum olarak yas tutmamız, sağduyuyla hareket etmemiz ve yaraları sarmamız gereken anlarda, klavye başında kurgulanan bir kaos ortamına sürüklendik.
"Gerçek ayakkabılarını giymeden, yalan dünyayı üç kez dolaşır."
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki saldırılarla ilgili kasıtlı olarak dezenformasyon üreten yüzlerce hesap tespit edildi ve haklarında işlem başlatıldı. Provokatif içerikler, asılsız iddialar ve teyit edilmemiş görüntüler, korkuyu körüklemek ve toplumsal sinir uçlarıyla oynamak için adeta bir silah olarak kullanıldı.
Burada sormamız gereken sorular şunlar:
Acıdan ve kaostan beslenen bu dijital kalabalık aslında neye hizmet ediyor?
Etkileşim ve tıklanma uğruna, doğruluğunu asla teyit etmediği panik yaratıcı bilgileri yayanların, toplumsal huzura verdiği zararı nasıl onaracağız?
Sorumluluk Sadece Platformların mı?
Elbette, denetimsizliğin ve şeffaf olmayan algoritmaların baş sorumlusu teknoloji devleridir. Ancak iğneyi biraz da kendimize batırmalıyız. Ekran karşısında geçirdiğimiz saatler, olaylara karşı empati yeteneğimizi köreltiyor mu? "Paylaş" tuşuna basmadan önce "Bu bilgi doğru mu?" veya "Bu paylaşım bir panik dalgası yaratır mı?" diye sormayı unutur hale geldik.
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşadığımız bu tarifsiz acıyı kalbimizde taşırken, olaylardan çıkaracağımız en acil derslerden biri dijital dünyadaki duruşumuzu ve yasalarımızı yeniden gözden geçirmektir. Sosyal medya; provokasyonun, denetimsiz şiddet söylemlerinin ve yalanın değil; sağduyunun ve teyitli bilginin alanı olmadıkça, dijital dünyada başlayan yangınların gerçek hayatlarımızı küle çevirmesini izlemeye devam ederiz.
Sanal alemdeki "etkileşim" hırsımızın gerçek hayattaki ağır bedelleriyle yüzleşmenin vakti geldi de geçiyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: