Yin–Yang, birbirine bağlı karşıtlıkları anlatan kadim bir Çin felsefesi kavramıdır. Çin kozmolojisine göre evren, yaşamın ve varlığın içinden şekillendiği büyük bir enerji akışından doğar; bu akış da kendini yin ve yang döngüleriyle düzenler.
Günlük yaşamda sıkça duyduğumuz “eril–dişil denge” kavramı da tam burada karşımıza çıkar. Bu, kadın ya da erkek olmaktan bağımsız olarak hepimizin içinde var olan bir akıştır. İyi ya da kötü diye tanımlanamaz; çünkü burada söz konusu olan şey, birbirini tamamlayan ve ancak bir arada anlam kazanan iki farklı niteliktir. Nasıl ki aydınlığı anlayabilmek için karanlığın varlığını biliriz, içsel dengeyi de ancak karşıtlıkların uyumunda fark ederiz.
Gerçek şu ki bu denge, hem her bireyin hem de her eylemin içinden akar. Dünya için şefkat, merhamet ve bağışlayıcılık ne kadar gerekliyse; güç, irade ve adalet de o kadar gereklidir. Bunlar birbirinin düşmanı değil, farklı enerji alanlarının ifadeleridir. Kadın ya da erkek olmaktan bağımsız olarak, içimizde bu iki enerjinin de akmasına izin verebildiğimiz yerde denge başlar.
Yogada da benzer bir denge hâli vardır: sukha ve sthira. Bir duruşta beden güçlü ve aktifken, nefes rahattır; bakışlar ise yumuşak ve sakindir. İşte denge tam da burada doğar. Güçle gevşekliğin, kararlılıkla zarafetin aynı anda var olabildiği yerde… Yaşamın içinde de böyledir. Gücün içinden nezaketle geçebilmek, adaletin gerektiği bir anda merhameti de unutmamak, içsel dengenin dış dünyaya yansıyan hâlidir.
Bugün pek çok insan hayatındaki dengesizlikten yakınıyor. Bu şikâyet çoğu zaman haklı bir yere dayanıyor. Ancak burada hatırlamamız gereken önemli bir gerçek var: Değiştirebileceğimiz ilk alan, kendi iç dünyamız ve kendi eylemlerimizdir. Dışarıdaki karmaşayı fark etmek kolaydır; asıl mesele, kendi merkezimizi ne kadar koruyabildiğimizdir.
Eğer dengenin sık sık bozulduğunu hissediyorsan, önce kendi ritmine bak. Sürekli bir hız hâlinde misin? Her şeyi sen mi yetiştiriyor, her şeye sen mi koşuyorsun? O zaman belki de biraz yavaşlaman gerekiyordur. Hayat zaman zaman hepimizi sınırlarımızın ötesine çağırır; fakat gerçekten her an acele etmek zorunda mıyız? Kapıyı açmaya da koşarak gitmeli miyiz, keyifle içeceğimiz kahveyi bile telaşla mı hazırlamalıyız?
Ya da tam tersi… Üzerinde bir ağırlık mı var? Hareket etmek zor geliyor, başlamak hep erteleniyor mu? O zaman da küçük bir adımın gücünü hatırlamak gerekir. Çünkü bazen denge, büyük kararlarla değil; küçük ama tutarlı hareketlerle yeniden kurulur. Hareket ettikçe akış başlar, akış başladıkça insan kendi gücünü yeniden hatırlar.
Kendi alanımızı koruduğumuzdan emin olmadan, bir başkasının onu işgal ettiğini söylemek çoğu zaman eksik bir bakıştır. Denge, önce insanın kendi sınırlarını, kendi ihtiyacını ve kendi yönünü fark etmesiyle kurulur.
Unutmamak gerekir ki denge, dış dünyada bulunmayı bekleyen bir şey değildir. O, her gün, her an ve her seçimde yeniden inşa edilen bir varoluş hâlidir
Işık olsun.
Namaste.
Yorumlar
Kalan Karakter: