Bir gününün toplam kaç saatinde gerçekten “hayattasın”?
Çoğumuz güne sabah çalan bir alarmla başlıyoruz. Elimiz neredeyse refleks halinde telefona gidiyor; bildirimler, mesajlar, haberler…
Daha gözümüzü tam açmadan zihnimiz çoktan günün içinde. Bedenimiz yataktan kalkıp hazırlanma hareketlerini ezberden yaparken, zihnimiz bir sonraki adıma geçmiş oluyor: Trafik var mı, camlar buz tuttu mu, bugün hangi işler yetişmeli?
Sabah kahvesini içerken aklımızda akşamın planı var. Akşam olduğunda ise yarın sabah…
Hayat akıyor, biz çoğu zaman onun içinde değil; ya biraz gerisinde ya da biraz ilerisindeyiz.
Mindfulness, dikkati bilinçli olarak şu ana getirme pratiğidir. Ne daha iyi hissetmeye çalışmak vardır işin içinde ne de olumsuz düşünceleri kovalamak. Sadece olanı, olduğu haliyle gözlemlemek…
Nefesin ritmini, bedendeki duyumları, zihinden geçen düşünceleri. Yargılamadan. Değiştirmeye çalışmadan.
Mindfulness pratiği için özel ritüellere de ihtiyaç yoktur. Üstelik günlük yaşama entegrasyonu oldukça basittir. “Şu anda ne oluyor?” sorusuyla başlamak yeterlidir. Elini yıkarken suyun ısısını teninde bıraktığı hissi gerçekten hissetmek mesela. Ya da yürürken ayak tabanlarının yerle temasını, bacaklarını ve nefesini fark etmek…
Tam bir farkındalıkla “şimdi ve burada” olduğun her an, bir mindfulness pratiğidir aslında.
Meditasyon ise bu farkındalık kasını güçlendiren bir antrenman gibidir. Amaç, zihni tamamen susturmak değil; çoğunlukla şu anda olmak ve gerektiğinde geçmişe ya da geleceğe kısa ziyaretler yapabilmektir. Sonra da nazikçe, yargısızca tekrar şimdiye dönebilmek.
Belki bu hafta kendini daha yakından gözlemlemek ve kendini tekrar şu ana davet etmek için küçük bir adım atabilirsin. Çünkü büyük dönüşümler, çoğu zaman küçük fark edişlerle başlar.
Unutma: “Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile tek bir adımla başlar.”
Şifa olsun. Namaste.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: