Çocukken babamın mesleğini hep gururla söyledim.
“Babam polis” derken göğsüm kabarırdı.
O cümle, benim için sadece bir meslek tanımı değildi.
Güven demekti.
Onur demekti.
Vatan demekti.
Gece yarısı çalan telefonları hatırlıyorum…
Bayram sabahı eksik kurulan sofraları…
“Görev çıktı” denildiğinde annemin gözlerinde beliren o sessiz endişeyi…
Ben bir polis çocuğuyum.
Kapı her çaldığında içi ürperen, ama yine de babasının üniformasıyla gurur duyan bir evlat.
Yıllar geçti…
Şimdi hem bir gazeteciyim hem de rahmetli bir polisin evladı. Babam artık aramızda değil. Ama bana bıraktığı o onurlu duruş, hâlâ yolumu aydınlatıyor.
Bugün güvenlik haberlerini takip ederken, operasyonları yazarken, sahadaki mücadeleyi anlatırken sadece resmi bir tablo görmüyorum. O üniformanın içindeki insanı görüyorum. Uykusuzluğu görüyorum. Aile özlemini görüyorum. Riskle iç içe geçen bir hayatı görüyorum.
Ve şunu da samimiyetle söylemeliyim ki; bugün Atanur Aydın’ın Kayseri’de ortaya koyduğu yönetim anlayışı, bana çocukken hissettiğim o gururu yeniden hatırlatıyor.
Bir şehrin güvenliğinde kararlılığı, disiplini ve sahadaki koordinasyonu gördükçe içimden yine aynı cümle geçiyor:
“Babam polis…”
Çünkü güçlü bir irade, sahadaki her polise moral verir. Net bir duruş, teşkilatın omurgasını dik tutar. Kararlı bir yönetim, sadece operasyon başarısı değil; aynı zamanda bir özgüven inşa eder.
Kayseri’de son dönemde güvenlik alanında ortaya konan tabloya baktığımda, sadece istatistik görmüyorum. Teşkilatın motivasyonunu görüyorum. Sahadaki polisin arkasında duran bir yönetim iradesini görüyorum.
Ve bu, bir polis çocuğu olarak beni gururlandırıyor.
Çünkü biliyorum…
Bir polis görevdeyken sadece kendini ortaya koymaz. Evde onu bekleyen ailesinin yüreğini de o göreve emanet eder.
Çelik yeleğin altında atan kalp;
Bir babanın kalbidir.
Bir annenin kalbidir.
Bir evladın kalbidir.
Ben babamı çoğu zaman yorgun ama dimdik hatırlıyorum. Sert görünen ama merhameti büyük bir adamdı. Mesleğinin ağırlığını eve taşımamaya çalışırdı ama biz o yükü hissederdik.
Şimdi geriye dönüp baktığımda daha iyi anlıyorum:
Onlar sadece suçla mücadele etmiyor.
Stresle, belirsizlikle, görünmeyen bir psikolojik yükle de mücadele ediyorlar.
Ve en büyük fedakârlığı aileleri yapıyor.
Bir polis eşi olmak…
Bir polis annesi olmak…
Bir polis çocuğu olmak…
Bunlar da görünmeyen görevlerdir.
Ben artık babasını kaybetmiş bir evlat olarak şunu biliyorum:
O üniforma sadece kumaştan ibaret değildir. İçinde bir ömür, bir adanmışlık ve çoğu zaman sessiz bir kahramanlık vardır.
Bugün görev başındaki tüm polislerimize baktığımda sadece bir kamu görevlisi görmüyorum.
Bir ev görüyorum.
Bir bekleyiş görüyorum.
Bir dua görüyorum.
Hem gazeteciyim hem polis çocuğuyum.
Ve içtenlikle söylüyorum:
Bu şehirde insanlar huzur içinde yaşıyorsa, birileri kendi huzurundan feragat etmiştir.
Babam artık aramızda değil.
Ama bana bıraktığı en büyük miras şu oldu:
“Doğru yerde dur, gerisi gelir.”
Görev yapan tüm polislerimizin yolu açık olsun.
Evlerine sağ salim dönsünler.
Onları bekleyen çocukların gözleri hiç dolmasın.
Ve bizler, o üniformanın hakkını teslim etmeyi asla unutmayalım.
Kalın sağlıcakla…
Yorumlar
Kalan Karakter: