Gazetecilik, dışarıdan bakıldığında mikrofon uzatmaktan, manşet atmaktan, sosyal medyada gündem olmaktan ibaret sanılıyor. Oysa işin mutfağına girdiğinizde, gazeteciliğin esas olarak bir vicdan mesleği olduğunu görüyorsunuz. Klavyenin başına her oturduğunuzda yalnızca cümle kurmazsınız; bir gerçekliğin sorumluluğunu da omuzlarınıza alırsınız.
Bir gazeteci için en zor soru şudur: “Bunu yazmalı mıyım?”
Bugün gazeteciliğin en büyük sınavı hızdır. Dijital çağ, haberi saniyelere indirdi. “İlk veren kazanır” anlayışı, yerini “doğru veren ayakta kalır” ilkesine bırakmak zorunda. Çünkü hızla yayılan yanlış bilgi, yalnızca mesleği değil, toplumu da zehirler. Gazeteci için en büyük prestij, ilk olmak değil; yanlış yapmamaktır.
Bir diğer büyük sınav ise bağımsızlık. Gazetecilik, iktidarlarla, sermayeyle, popüler akımlarla her zaman mesafeli durmayı gerektirir. Bu mesafe korunmadığında gazeteci, haber yapan değil, haber taşıyan bir araca dönüşür. Oysa gazetecinin görevi, güçlüye mikrofon uzatmak değil; güçlüyü sorgulamaktır. Bu da bedelsiz bir iş değildir. Baskılar, davalar, işsizlik tehdidi ve linç kültürü bu mesleğin görünmeyen ama çok tanıdık parçalarıdır.
Sıkça sorulur: “Tarafsız gazetecilik mümkün mü?”
Gazeteci insandır; elbette bir dünya görüşü vardır. Ama gazeteciliği meslek yapan şey, o görüşü haberin önüne geçirmemektir. Tarafsızlık, duygusuzluk değil; adil olma çabasıdır. Aynı meseleye dair tüm taraflara söz hakkı tanımak, veriyi eğip bükmemek, işimize gelmeyen gerçeği de yazabilmektir.
Bugün gazetecilik aynı zamanda büyük bir güvensizlik krizinin içindedir. Okur, neye inanacağını bilemez halde. Bu güvensizliği yaratan sadece siyaset ya da sosyal medya değildir; gazeteciliğin kendi hatalarıyla yüzleşmemesi de bu krizi derinleştirir. Yanlış yapıldığında özür dilemeyen, hatayı düzeltmeyen, eleştiriye kapalı bir medya güven inşa edemez.
Bütün bu karamsar tabloya rağmen gazetecilik hâlâ umutlu bir meslektir. Çünkü her gün birileri hâlâ “Bu doğru değil” demek için uğraşıyor. Hâlâ sahaya çıkan, belge peşinde koşan, sesi duyulmayanı duyurmaya çalışan gazeteciler var. Ve belki de en önemlisi, hâlâ gerçeği arayan okurlar var.
Gazetecilik, kusursuz insanların işi değildir. Ama dürüst olmaya çalışan insanların mesleğidir. Haber aynasında kendimize her baktığımızda şu soruyu sormalıyız: “Bugün gerçeğe biraz daha yaklaşabildik mi?”
Eğer cevap evetse, tüm zorluklara rağmen bu meslek hâlâ anlamlıdır.
Kalın Sağlıcakla....
Yorumlar
Kalan Karakter: