Açık konuşacağım. Lafı dolandırmaya niyetim yok.
Kayseri Şeker’in ihaleye çıkardığı arsalarla ilgili söylenenleri dinliyorum, yapılan açıklamaları okuyorum… Ama ortada cevaplanmayan tek bir soru var:
Bu satışlar gerçekten borcu kapatıyor mu?
Eğer kapatmıyorsa, o zaman yapılan şey tasarruf değil, geleceği tüketmektir.
Bugün satılan bir arsa, yarın satılacak bir başkasının habercisidir. Ve ben buradan açıkça söylüyorum: Bu bir defalık bir satış değil. Bu, adım adım ilerleyen bir sürecin ilk perdesi.
Yarın “yeni bir satış daha” denildiğinde kimse şaşırmasın.
Çünkü bu işin matematiği basit:
Borç kapanmıyorsa, satış devam eder.
Peki soralım o zaman…
Satılan bu arsalar borcun ne kadarını karşılıyor?
Geriye ne kalıyor?
Ve en önemlisi: Bu gidişle sırada ne var?
Ben söyleyeyim.
Eğer bu satışlar borcu bitirmiyorsa — ki öyle görünüyor — o zaman geriye satılacak ne kalıyor?
Bir tek fabrikanın kendisi.
Evet, yanlış duymadınız.
Bugün arsa gider…
Yarın başka bir arsa…
Sonra başka bir değer…
Ve günün sonunda dönüp bakarsınız ki, elinizde sadece tabela kalmış.
Çiftçi ne olacak?
Çalışan ne olacak?
Bu yapıya yıllarını veren insanlar ne olacak?
Kimse bana “zorunluluk” demesin.
Zorunluluk, şeffaflıkla anlatılır.
Zorunluluk, rakamlarla ortaya konur.
Zorunluluk, herkesin anlayacağı şekilde izah edilir.
Ama burada sorular var, cevap yok.
Ve en tehlikelisi de bu zaten.
Şimdi gelelim asıl meseleye…
Bu şehir neden sessiz?
Kayseri gibi ticaretin, üretimin, emeğin merkezi olan bir şehir…
Nasıl olur da böylesine büyük bir satış karşısında susar?
Sanayici susuyor.
Siyasetçi susuyor.
STK’lar susuyor.
En acısı… bu yapının gerçek sahibi olan çiftçi susuyor.
Neden?
Korkudan mı?
Alışkanlıktan mı?
Yoksa “bana dokunmaz” rahatlığından mı?
Şunu herkes iyi anlasın:
Sessizlik tarafsızlık değildir.
Sessizlik, olan bitene onay vermektir.
Bugün konuşmayanlar…
Yarın “nasıl bu hale geldik?” diye sormaya da hakkını kaybeder.
Çünkü bu işler bir gecede olmaz.
Adım adım olur.
Göz göre göre olur.
Herkes susarken olur.
Ve buradan açık açık sesleniyorum:
Kayseri Şeker bu şehrin en büyük değerlerinden biri.
Peki nasıl bu hale getirdiniz?
Çıkın, anlatın.
Çıkın, hesabını verin.
Ama haklısınız…
Bu şehirde size hesap soran yok.
İşte asıl problem de bu.
Denetim yoksa, sorgulama yoksa…
Hesap soran yoksa…
Sonuç bellidir:
Değerler erir.
Ve bugün tam olarak olan da bu.
Göz göre göre…
Herkesin gözü önünde…
Bu şehrin en büyük değerlerinden biri eriyip gidiyor.
Yazık… çok yazık.
Bakın açık söylüyorum…
Bugün sessiz kalan, yarın kaybettiğine razı olandır.
Bugün “bana dokunmaz” diyen, yarın en ağır bedeli öder.
Bu kurum, birkaç yöneticinin değil…
Bu kurum, bu toprağın, bu çiftçinin, bu şehrin emeğidir.
Ve o emek, parça parça satılıyorsa, buna “ticaret” değil, tasfiye denir.
Ben gazeteci olarak soruyorum:
Bu satışlar borcu kapatıyor mu, kapatmıyor mu?
Kapatmıyorsa, sırada ne var?
Ve en önemlisi…
Bu şehir daha neyi bekliyor?
Cevap verin.
Çünkü eğer cevap vermezseniz…
Biz sormaya devam edeceğiz.
Ve herkes şunu bilsin:
Bugün arsa giderse, yarın fabrika gider.
Bu kadar net.
Kalın Sağlıcakla...
Yorumlar
Kalan Karakter: