Kayseri’de patlak veren sahte reçete skandalı, yalnızca bir dolandırıcılık dosyası değildir. Bu olay, insan hayatının nasıl istismar edilebildiğini, sistem açıklarının nasıl organize bir yapıya dönüştürülebildiğini ve en acısı da vicdanın nasıl tamamen yok sayılabildiğini gözler önüne seren karanlık bir tablodur.
Bu karanlık tablonun başlangıcı ise bir insanın cesaretiyle ortaya çıktı. Cafer Bıyıklı, yaşadıklarını önce SGK’ya şikâyet dilekçesi vererek bildirdi. Ancak dilekçesine somut bir yanıt gelmeyince, yaşadıklarını benimle paylaştı. Yoğun bakımda yatmış olmasına rağmen, kendi adına gerçekte kullanmadığı kanser ilaçlarının yazıldığını anlatıyordu. Bu iddia sıradan değildi. Ben de gazeteciliğin gereğini yaparak konunun üzerine gittim, araştırmaya başladım ve elde ettiğimiz bulgularla dosyanın büyüklüğünü adım adım ortaya koyduk.
Dosyanın içine girdikçe, araştırmalar derinleştikçe ortaya çıkan tablo daha da ürkütücüydü. Cafer Bıyıklı haricinde tam 10 hastaya aynı usulsüz işlemlerin uygulandığı belirlendi. Ancak içlerinden en şanslısı Cafer Bıyıklıydı; diğer 10 hastanın hiçbirisi hayatta değil. Ölüm döşeğindeki bu hastaların, sistemin acımasız bir parçası haline getirildiğini görmek insanın kanını donduruyor.
Ve ardından devletin kararlı yüzü devreye girdi: Kayseri İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube. Yaklaşık üç ay süren teknik ve fiziki takibin ardından yapılan operasyon, bu işin ne kadar ciddi şekilde ele alındığını açıkça gösterdi. Bu noktada emniyet birimlerinin titizliği ve kararlılığı özellikle takdiri hak ediyor.
Ancak dosyaya giren detaylar insanın kanını donduruyor.
Laboratuvar sonuçları negatif çıkan hastalara kağıt üzerinde “pozitif” tanılar konulması… Yüksek maliyetli ilaçların bu sahte tanılar üzerinden yazılması… Ve en sarsıcı olanı: yaşamlarının son döneminde olan, tedaviye yanıt verme ihtimali neredeyse bulunmayan hastalar üzerinden defalarca reçete düzenlenmesi…
Artık burada durup açık konuşmak gerekiyor.
Bu mesele sadece bir “suç” değildir.
Bu, düpedüz VİCDANSIZLIKTIR.
Bu, insan hayatını bir kazanç kapısı olarak gören çürümüş bir zihniyetin ürünüdür.
Bir insanın en savunmasız anını, ölüm döşeğini bile fırsata çevirebilen bir yapıdan bahsediyoruz. Bunun adı ne ticarettir ne de sistem açığı… Bunun adı açıkça insanlıktan çıkmaktır.
Eğer iddialar doğruysa, burada sadece kamu zararı yoktur. Burada insan onuruna karşı işlenmiş ağır bir suç vardır. Bir hastanın son günlerinde bile onun üzerinden kazanç sağlamaya çalışan bir anlayış, bu toplumun en temel değerlerine ihanettir.
Bugün bu soruşturma “nitelikli dolandırıcılık” ya da “resmi belgede sahtecilik” gibi başlıklarla yürütülüyor olabilir. Ama toplum vicdanında bunun karşılığı çok daha ağırdır.
Bu olay bize çok net bir gerçeği gösterdi:
Bazen bir kişi çıkar, yaşadığını anlatır… Bir gazeteci bunu ciddiye alır ve üzerine gider… Ve sonunda koca bir karanlık yapı açığa çıkar.
Bu dosyada o ilk adımı atan Cafer Bıyıklı oldu. Ardından bizler gerçeğin peşinden gittik. Ve devletin kararlı birimleri devreye girdiğinde hiçbir yapının dokunulmaz olmadığını bir kez daha gördük.
Şimdi geriye tek bir soru kalıyor:
Bu kadar büyük bir düzen nasıl kuruldu ve bu noktaya gelene kadar kimler sustu?
Bu soruların cevabı bulunmadan bu dosya kapanmış sayılmaz.
Çünkü adalet, sadece suçluları yakalamakla değil, o suçu mümkün kılan tüm karanlığı ortaya çıkarmakla sağlanır.
Kalın Sağlıcakla...
Yorumlar
Kalan Karakter: