Bazen bir şehre bakarsınız…
Kalabalıktır…
Işıklar yanar…
Ama bir eksiklik hissedersiniz…
Adını koyamazsınız…
Sonra anlarsınız…
O şehirde herkes yaşıyordur ama kimse konuşmuyordur.
Ben o şehirde gazetecilik yapıyorum.
Kayseri’de…
Herkesin herkesi tanıdığı, herkesin her şeyi bildiği ama kimsenin bir şey söylemediği bir şehirde…
Birine soru sorarsınız…
Akşam başka bir ortamda karşınıza çıkar.
Bir dosya açarsınız…
Ertesi gün bir telefon gelir:
“Yusuf bey, bu konulara girmeseniz daha iyi olur…”
Sorarım: “Neden?”
Cevap bellidir: “Sizin için söylüyoruz…”
Oysa ben kimse için değil… herkes için soruyorum.
Çünkü gazetecilik, birilerinin hoşuna gitmek değil… bir gerçeği ortaya çıkarmaktır.
Ve gerçek…
Rahatsız eder.
Bu ülkede insanlar gerçeği bilmek istemiyor değil…
Gerçeğin yüzlerine vurulmasını istemiyor.
Bir odada herkes aynı şeyi bilir…
Ama kimse söylemez.
Sonra biri çıkar, söyler…
Ve o an herkes rahatlayacağına rahatsız olur.
Çünkü gerçek, insanın içine dokunur…
Orada kalır…
Ve değişmeye zorlar.
Ama değişmek zordur.
O yüzden insanlar susar.
Ben susmadım.
Belki de bu yüzden “Konuşan Adam” dediler.
Ama mesele konuşmak değil…
Mesele susamamaktır.
Çünkü sustuğunuz anda, sadece kendinizden değil… toplumdan da bir şey eksilir.
Ben çocukken babam çok konuşmazdı.
İstihbaratçıydı…
Ne yaptığını anlatmazdı.
Bir gün sordum:
“Baba, neden anlatmıyorsun?”
Cevap vermedi.
Sadece başımı okşadı.
Yıllar sonra anladım…
Bazı insanlar konuşmaz…
Çünkü konuşursa, bazı şeyler zarar görür.
Babam sustu…
Belki de biz rahat yaşayalım diye.
Ben konuşuyorum…
Çünkü artık susan çok.
Ve bir yerde biri konuşmuyorsa…
Orada gerçek yavaş yavaş kaybolur.
Bu ülkede korku, görünmez bir duvar gibi…
Kimse varlığını kabul etmez ama herkes ona çarpar.
İnsanlar işini kaybetmekten korkar…
Dışlanmaktan korkar…
Yalnız kalmaktan korkar…
Ama en çok ne korkutur biliyor musunuz?
Gerçeği söylemek.
Ben de korktum.
Ama korkarak susmadım…
Korkarak konuştum.
Çünkü anladım ki…
Korkarak yaşamak, yaşamaktan sayılmaz.
Bugün baktığınızda…
Herkesin bir fikri var ama çoğunun sesi yok.
Herkes bir şeylerden şikâyetçi ama çok azı konuşuyor.
Çünkü konuşmanın bir bedeli var.
O bedeli ödemeyi göze almayanlar…
Susmayı seçiyor.
Ama şunu unutuyoruz:
Sessizlik bulaşıcıdır.
Bir kişi susar…
İkincisi susar…
Sonra herkes susar…
Ve bir gün…
Hiç kimse konuşmaz.
İşte o gün, sadece insanlar değil… gerçek de kaybolur.
Ben o günü görmemek için konuşuyorum.
Belki birilerini rahatsız ediyorum…
Belki birilerinin düzenini bozuyorum…
Ama biliyorum ki…
Rahatsızlık varsa, gerçek vardır.
Ve gerçek varsa…
Hâlâ umut vardır.
Ben kahraman değilim.
Sadece susamayan bir adamım.
Ve biliyorum…
Bir yerde biri konuşuyorsa, bir yerde birileri rahatsız olur.
Ama o rahatsızlık…
Değişimin başlangıcıdır.
Bugün ben konuşuyorum…
Yarın belki siz konuşursunuz.
Ve o gün geldiğinde…
Hiç kimse yalnız kalmaz.
Kalın Sağlıcakla...
Yorumlar
Kalan Karakter: