Bugün 28 Şubat. Takvim yaprakları bir kez daha o güne geldi. Aradan yıllar geçti ama insanın içini üşüten o atmosferi unutmak kolay değil. Ben o günü hatırladığımda, sadece bir siyasi kriz değil; memleketin üzerine çöken ağır bir sessizliği hatırlıyorum.
28 Şubat 1997’de Millî Güvenlik Kurulu toplantısından çıkan kararlar, kâğıt üzerinde “tavsiye”ydi. Ama herkes biliyordu ki o tavsiyeler, siyasetin yönünü değiştirecek güçteydi. Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan ve hükümeti üzerindeki baskı, gün geçtikçe arttı. Süreç, sandıkla gelmiş bir iradenin sandık dışı yollarla zayıflatılması olarak tarihe geçti.
O dönem medyada esen rüzgârı da unutmuyorum. Manşetler sertti, ekranlar tek sesliydi. “İrtica” kelimesi, neredeyse her tartışmanın merkezindeydi. Üniversite kapılarında bekleyen genç kızları, mesleğinden edilen insanları, fişleme iddialarını, korku iklimini hatırlıyorum. Demokrasi vardı belki ama üzerinde görünmeyen bir vesayet gölgesi dolaşıyordu.
Ankara’nın Sincan ilçesinde yürütülen tanklar hâlâ hafızamda. O görüntü, sadece bir askeri hareketlilik değildi; seçilmişlere verilmiş sembolik bir mesajdı. “Gerekirse müdahale ederiz” demenin başka bir yoluydu belki de. İşte bu yüzden 28 Şubat’a “post-modern darbe” dendi. Tanklar yönetime el koymadı ama süreç siyaseti dizayn etti.
Benim için 28 Şubat, sadece bir hükümetin düşmesi değil; insanların hayatlarına doğrudan dokunan bir kırılma anıdır. Eğitim hakkından çalışma hayatına, inanç özgürlüğünden ifade hürriyetine kadar geniş bir alanda derin izler bıraktı. Bu yüzden “kara bir gün” diyenleri de anlıyorum.
Aradan geçen yıllar, Türkiye’nin bu dönemle yüzleşme çabasına sahne oldu. Davalar açıldı, kararlar verildi, tartışmalar yapıldı. Ama mesele sadece hukuk değil. Mesele, bir daha böyle süreçlerin yaşanmaması için demokrasiyi gerçekten içselleştirebilmek.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu düşünüyorum: Demokrasi, sadece sandık değildir ama sandığın iradesi de yok sayılamaz. Güçlü bir demokrasi; farklı fikirlerin korkmadan konuşabildiği, kimsenin inancından ya da düşüncesinden dolayı ötekileştirilmediği bir zeminde büyür.
28 Şubat’ı hatırlamak, geçmişte takılı kalmak değil; ders çıkarmaktır. Çünkü bu ülke, darbelerle, muhtıralarla, müdahalelerle çok zaman kaybetti. Artık kaybedecek tek bir günü bile yok.
Kalın Sağlıcakla...
Yorumlar
Kalan Karakter: