Yıllardır Kayseri Pancar Ekicileri Kooperatifi'ni ve Kayseri Şeker'i yazıyorum.
Yıllardır aynı şeyi söylüyorum...
Benim hiç kimseyle şahsi bir hesabım yok.
Benim derdim isimler değil, makamlar değil, koltuklar hiç değil...
Benim derdim; çiftçinin alın teri, üreticinin emeği ve bu şehrin ortak değeridir.
Bugün o makamda Hüseyin Akay oturur, yarın bir başkası oturur. Benim için değişen hiçbir şey olmaz. Çünkü benim kalemim kişilere göre değil, gerçeklere göre yazar.
Son günlerde Kayseri Şeker'in eski yöneticilerinden Metin Demircan'ın kamuoyuyla paylaştığı "şeker tırı" iddiaları yeniden önemli soruları gündeme taşıdı.
Altını özellikle çiziyorum...
Bunlar Metin Demircan'ın kamuoyuna açıkladığı iddialardır.
Eğer bu iddialar doğru değilse, çıkılır, belgeleriyle açıklanır ve kamuoyu aydınlatılır.
Ama doğruysa...
İşte o zaman mesele bir tır şeker meselesi olmaktan çıkar.
O zaman mesele; yönetim anlayışıdır, hesap verebilirliktir, şeffaflıktır.
Demircan çok net sorular soruyor.
Şoför neden işten çıkarıldı?
Teslim aldığı iddia edilen kişiler hakkında neden işlem yapılmadı?
Kamera kayıtları gerçekten var mı?
Teslim belgeleri gerçekten mevcut mu?
Savcılığa suç duyurusunda bulunuldu mu?
Şoförün ifadesi neden alınmadı?
Sigorta şirketi gerçekten ödeme yapmayı reddetti mi?
Bunlar dedikodu soruları değildir.
Bunlar kamuoyunun cevap beklediği sorulardır.
Ve şimdi ben de bu sorulara birkaç tane daha eklemek istiyorum.
Sayın Hüseyin Akay...
Bu kurum çiftçinin kurumu değil mi?
Bu kurumun her kuruşu pancar üreticisinin alın teri değil mi?
Madem her şey doğru yapıldı...
Neden kamuoyunun önüne çıkıp bütün belgeleri açıklamıyorsunuz?
Neden sessiz kalıyorsunuz?
Çünkü unutulmamalıdır...
Sessizlik bazen açıklamadan daha çok konuşur.
Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir programda çok sevdiğim, yıllardır saygı duyduğum Kayseri'nin önemli isimlerinden İlker Horoz ağabeyimle karşılaştık.
Bir süre sohbet ettik.
Bana içtenlikle sitem etti.
"Kayseri Şeker'i sürekli yazıyorsun ama sana hiç katılmıyorum kardeşim." dedi.
"Hüseyin Akay bu kurum için çok büyük işler yaptı. Kayseri Şeker'i ayakta tutmaya çalışıyor. Çok önemli hizmetlere imza attı."
Kendisine büyük bir saygıyla cevap verdim.
"İlker Abi..." dedim.
"Seni gerçekten çok severim. Ama sen nasıl bana katılmıyorsan, ben de sana katılmıyorum."
"Çünkü sen bir noktayı kaçırıyorsun."
"Benim Hüseyin Akay'la şahsi hiçbir problemim yok."
"Bugün başkan Hüseyin Akay olur."
"Yarın başka biri olur."
"Kim olursa olsun..."
"Eğer bu şehrin, bu ülkenin, bu çiftçinin ortak malı olan bir kurumu göz göre göre borç batağına sürüklüyorsa..."
"Eğer ortaya atılan iddialara cevap veremiyorsa..."
"Eğer gazetecilerin sorduğu sorular karşısında sessiz kalıyorsa..."
"Eğer bu kurumda çiftçinin hakkının yendiğine dair güçlü iddialar oluşuyorsa..."
"İnan bana, o koltukta benim babam bile otursa yine yazarım."
Gazetecilik budur.
Gazetecilik dosta göre değil, doğruya göre yapılır.
İlker Horoz ağabeyim belki yine bana gönül koydu.
Yine aynı cümleyi kurdu.
"Ben Hüseyin Akay ve yönetimin doğru işler yaptığına inanıyorum kardeşim."
Fikirlerine saygı duydum.
Çünkü herkesin düşüncesi kendisini bağlar.
Ama benim de kalemim beni bağlar.
Bugün geldiğimiz noktada Kayseri Şeker'in borçları konuşuluyor.
Yönetim anlayışı konuşuluyor.
Şeffaflık konuşuluyor.
Ve şimdi bir de "şeker tırı" iddiaları konuşuluyor.
Peki Sayın Hüseyin Akay...
Bu kadar konuşulan bir kurumun başındaki isim olarak neden çıkıp tek tek cevap vermiyorsunuz?
Neden bağımsız bir denetim istemiyorsunuz?
Neden kamuoyunun bütün sorularını giderecek ayrıntılı bir açıklama yapmıyorsunuz?
Çünkü unutmayın...
Bu kurum sizin şahsi şirketiniz değildir.
Bu kurum; binlerce pancar üreticisinin evidir.
Her kuruşunda çiftçinin emeği vardır.
Ve o emek, herkesten hesap sorma hakkına sahiptir.
Ben bugün yazıyorum.
Yarın da yazacağım.
Çünkü gerçeklerin ortaya çıkması, yalnızca gazetecilerin değil; bu kurumun gerçek sahipleri olan üreticilerin de hakkıdır.
Eğer bir gün ortaya çıkarsa ki Kayseri Şeker'in yanlış yönetildiği, borç batağına sürüklendiği ve bugün cevap verilmeyen soruların hesabı verilemediği anlaşılırsa...
İşte o gün ilk hatırlatacağım iki isim olacaktır.
Birincisi...
Yıllardır bu konuları gündeme taşıyan eski yönetici Metin Demircan.
İkincisi ise...
Bu sütunlardan aynı soruları sormaya devam eden ben.
Çünkü bugün yazılanlar, yarının hafızasıdır.
Ve tarih, çoğu zaman sessiz kalanları değil; zamanında soru sormaktan vazgeçmeyenleri haklı çıkarır.
Kalın sağlıcakla...
Yorumlar
Kalan Karakter: