İnsan bazen bir dağ gibi görünür; heybetli, sarsılmaz ve yüksek... Fakat dağın içinde sessizce ilerleyen bir çatlak vardır ki, onu dışarıdan bakan hiçbir göz göremez. İşte zelillik de böyledir. Önce ruhun derinliklerinde başlar, sonra yavaş yavaş insanın bakışlarına, sözlerine ve yürüyüşüne siner. Sonunda kişi, kendi elleriyle inşa ettiği görünmez bir harabenin içinde yaşamaya başlar.
Zelil insan, başkalarının önünde eğilen değil; nefsinin önünde diz çöken insandır.
Bir zaman gelir, hakikatin sesini duymak yerine alkışların peşine düşer. Kalbinin mahkemesini kapatır, vicdanının kandilini söndürür. O andan sonra karanlık dışarıdan değil, içeriden büyümeye başlar. Çünkü insanı yıkan fırtınalar çoğu zaman gökten değil, kendi içinden kopar.
Bediüzzaman Said Nursî, insanın en büyük düşmanının kendi nefsi olduğunu söyler. Gerçekten de ne gariptir; insan bazen bir şehri fethedebilir ama bir arzusuna yenilir. Bir topluluğu yönetebilir ama öfkesini yönetemez. Dünyaya hükmettiğini sanırken kendi karanlığının esiri olur. İşte zelillik, insanın kendi içindeki saltanatını kaybetmesidir.
Abdülkadir Geylânî şöyle öğüt verir: “Tevazu yükseltir, kibir alçaltır.” Bu söz, asırlar boyunca insan ruhunun değişmeyen sırrını anlatır. Çünkü kibir, içi boş bir taht gibidir. Üzerine oturan kendini hükümdar sanır; fakat altındaki taht çürümüştür. İlk sarsıntıda yıkılır. Kibirli insanın yükselişi, çoğu zaman düşüşünün başlangıcıdır.
Batılı filozof Blaise Pascal, “İnsanın bütün sorunları, bir odada sessizce oturamamasından kaynaklanır” der. Hakikaten de zelil insan yalnız kalmaktan korkar. Çünkü sessizlikte kendi sesiyle karşılaşacaktır. Vicdanının sorularından, geçmişinin gölgelerinden ve sakladığı hakikatlerden kaçmaktadır. Bu yüzden sürekli gürültü arar; fakat insan en çok kaçtığı yerde yakalanır.
Bir başka tarafta Friedrich Nietzsche, “Canavarlarla savaşan kişi, kendisinin de canavara dönüşmemesine dikkat etmelidir” diye uyarır. Nice insan vardır ki kötülükle mücadele ettiğini söylerken kötülüğün suretine bürünmüştür. Haksızlığa karşı çıktığını söylerken zalimleşmiş, kibri eleştirirken kibirlenmiştir. Böylece düşman sandığı şey, farkına varmadan kendi yüzü olmuştur.
Zelil insanın gözleri sürekli başkalarının kusurlarını arar. Oysa kendi kalbi yıllardır ihmal edilmiş bir bahçe gibidir. Dikenler büyümüş, çiçekler kurumuş, yollar otlarla kapanmıştır. Başkalarının karanlığını konuşurken kendi gecesini unutmuştur.
Oysa izzet sahibi insan farklıdır. O, kusurunu gördüğünde utanır; hatasını fark ettiğinde savunmaya geçmez. Çünkü bilir ki insanı büyüten mükemmellik değil, hakikate karşı gösterdiği samimiyettir. Nehir nasıl denize ulaşmak için alçalırsa, insan da hakikate ulaşmak için tevazuya yönelir.
Sonunda geriye tek bir soru kalır: İnsan dünyayı kazanıp kendini kaybederse gerçekten ne kazanmış olur?
Belki de asıl zelillik, insanların gözünden düşmek değil; kendi vicdanının gözünde küçülmektir. Ve asıl izzet, alkışların arasında yükselmek değil; yalnızken de doğruluğun yanında kalabilmektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: