Bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şey, belki de bir "merhaba"nın ardına gizlenmiş o eski, samimi sahihlik.
Çünkü konuşuyoruz ama duymuyoruz.
Türkiye, sadece üzerinde yaşadığımız bir kara parçası değil; binlerce yıllık bir anlatının, ortak bir kederin ve muazzam bir sevincin toplamıdır.
Bu toprakların mayasında Mevlana’nın çağrısı, Yunus’un
"Gelin tanış olalım" diyişi,
Neşet Ertaş’ın "Gönülden gönüle bir yol vardır" feryadı var.
Bizim edebiyatımızda, bizim tarihimizde "öteki" yoktur; sadece henüz tanışılmamış dostlar vardır.
Neden Duyarak Konuşmalıyız?
Anlamak, Birleşmektir: Birini gerçekten dinlediğinizde, onun korkularını ve umutlarını gördüğünüzde, aradaki o görünmez duvarlar yıkılmaya başlar.
Ortak Gelecek: Bu güzel ülke için en iyisini istemek, farklı yollardan yürümeyi gerektirebilir. Ama aynı hedefe baktığımızı bilmek için önce birbirimizin gözünün içine bakmamız gerekir.
Kutupsuz Bir İklim: Nefretin dili kolaydır, zahmetsizdir. Oysa nezaket ve anlayış emek ister. Bizim bu emeğe, bu ter dökmeye ihtiyacımız var.
Gelin, birbirimizi sadece kulaklarımızla değil, kalbimizle dinleyelim.
Bir köşe başında, bir çay ocağında ya da bir aile sofrasında...
Siyasetin, ideolojilerin ve günlük hırsların ötesine geçip
"Sen nasılsın?" diye soralım.
Ve cevabı gerçekten merak ederek bekleyelim.
Çünkü bu memleket, ancak birbirinin sesine ses, yarasına merhem olanların omuzlarında yükselecek.
Konuşmak lazım dostlar; kırmadan, dökmeden, eksilmeden...
Ama en çok da duyarak. Hissederek.
Yorumlar
Kalan Karakter: