Alçalanını Bilen Var mı?
Kime sorsan;
Herkesin ki en mükemmel,
Herkes rolünü oynuyor.
İşler sarpasarınca
Suçu burçlara buluyor.
Sorsan Samanyolu’nu bilmez,
Kalkmış Oğlak retrosu diyor.
Kimse aynaya bakmıyor,
Yoğurdum ekşi demiyor.
Kusurlarını göremiyor da
“Yükselenim Akrep ondan” diyor.
Alçalanını bilen yok.
Modern çağın karmaşık labirentlerinde, insanlar sürekli bir kimlik arayışı içinde. Bu arayışın popüler duraklarından biri de astroloji. Herkesin dilinde bir burç, bir yükselen, bir Merkür gerilemesi... Sanki gökyüzündeki yıldızlar, tüm kişisel sorumluluklarımızın ve hatalarımızın tek müsebbibiymiş gibi. Oysa bu durum, bireyin kendi iç dünyasına dönüp bakmaktan kaçınmasının, öz eleştiri yapmaktan imtina etmesinin bir yansıması bence.
Rol Yapma Sanatı
Toplumda yaygınlaşan bu eğilim, adeta bir rol yapma sanatı haline gelmiş durumda. Herkes kendi burcunun en iyi özelliklerini sahipleniyor, kusurlarını ise gezegenlerin konumuna atfediyor. İşler yolunda gitmediğinde, “Oğlak retrosu var,” ya da “Akrep yükselenimden dolayı böyleyim,” gibi bahanelerle kendimizi aklamaya çalışıyoruz. Samanyolu’nun nerede olduğunu bilmeyenlerin, “retro” kelimesini ağızlarına sakız etmesi, bu durumun ironik bir göstergesi. Bu, rolünü oynamanın değil, rolün farkında olmamanın getirdiği bir yanılgı.
Ne yazık ki, bu durum bizi kendi gerçeklerimizden uzaklaştırıyor. Aynaya bakmak, kusurlarımızla yüzleşmek adeta yasaklanmış gibi. Yoğurdun ekşi olması, yoğurdun suçu değil, yükselenimizin Akrep olmasından kaynaklanıyor! Bu çarpık bakış açısı, herkesin kendi mükemmelliğinin esiri olmasına yol açıyor. Kendi hatalarımızı görmek yerine, onları dışsal faktörlere yükleyerek, kişisel gelişimimizin önündeki en büyük engeli biz koyuyoruz.
Astrolojik Dilemma
İşin ironik yanı ise, astrolojinin biçtiği bu katı rollerin, gerçek hayattaki örneklerle sıkça çelişmesidir. Örneğin, Oğlak burçları genellikle duygularını ifade etmekte zorlanan, mesafeli ve kuralcı kişiler olarak tanımlanır. Oysa müzik dünyasının efsanevi ismi Elvis Presley, Türk müziğinin duayeni Barış Manço, edebiyatın karanlık dehası Edgar Allan Poe, fantastik edebiyatın mimarı J.R.R. Tolkien ve dizeleriyle kitleleri peşinden sürükleyen Nazım Hikmet gibi isimler, Aralık ve Ocak aylarında doğmuş, yani Oğlak burcudur. Bu sanatçılar, eserleriyle insanlığın en derin duygularına dokunmuş, yaratıcılıklarıyla sınırları aşmış ve kalıplara sığmayan kişilikleriyle iz bırakmışlardır. Bu örnekler, burçlara atfedilen yüzeysel özelliklerin, bireyin gerçek potansiyelini ve karmaşıklığını asla yansıtmadığının en çarpıcı kanıtıdır.
Oysa şiirde dediği gibi, “Alçalanını bilen yok.” Kimse yükselenini sorgulamazken, alçalanını kim merak eder ki? İnsanın alçaldığı anlar, yani hatalarıyla, eksiklikleriyle, zaaflarıyla yüzleştiği anlar, aslında onun gerçek karakterini ve büyüme potansiyelini ortaya koyar. Burçlar yükselir, döner; ama insanlar, bu döngüde kendilerini dönüştürme fırsatını çoğu zaman kaçırır. Gerçek dönüşüm, kendi “alçalan”larımızı fark etmekle başlar.
Astroloji elbette ki bir eğlence aracı olabilir. Kendi alçalanını bilen, yani eksikliklerini ve zayıflıklarını kabul eden insan, işte o zaman gerçekten yükselir ve olgunlaşır. Gerçek bilgelik, gökyüzündeki yıldızlarda değil, kendi içimizdeki derinliklerde saklıdır.
Alçalanını bilen, gerçekten yükselir.
Yorumlar
Kalan Karakter: